|
|
 |
« : Şubat 28, 2007, 11:52:48 ÖS » |
|
ÇOCUK VE İNTERNET Tülin TANKUT
Son günlerde çocuk pornosu rezaleti, sanal hırsızlıklar, Ogün Samast'ın internet kafelerin müdavimi olduğunun öğrenilmesi vb. nedenlerle internet tartışmaları gene gündeme geldi. Oysa internetin kullanımı da, tıpkı atom enerjisi gibi niyete bağlı değil mi? İyiye de kullanılır, kötüye de. İnternet, çağdaş toplumun demokratikleşmesine katkıda bulunuyor, bu gerçek yadsınamaz.
 Milyonlarca kullanıcı Devletlerin sınırları kalkıyor; pasaportsuz, vizesiz, değişik kimliklerle -hatta kimliksiz- dolaşabilme, farklı kültürlerle buluşma, yeni örgütlenme biçimlerini tanıma, bireyin "bu dünyada ben de varım" diyerek sesini herkese duyurabilmesi... Bunlar insanlık için önemli kazanımlar.
İnternet artık bizde de halka indi. 17 milyon kullanıcı olduğundan söz ediliyor. Bilgisayar almaya gücü yetmeyenler internet kafelere gidiyor.
Uzmanlara göre internet, çocuğun sağlığını, zihinsel, duygusal, ahlaksal gelişimini tehlikeye sokmayacak, gerçeklik duygusuna zarar vermeyecek şekilde kullanıldığında sorun yok.
Aşırılığa varıldığında, örneğin ekran karşısında günlerce ve saatlerce kalındığında bu, çocuğun toplumsallaşma sürecini olumsuz yönde etkileyebiliyor.
Şöyle ki: Sanal ortamda yüz yüze değil, teknoloji aracılığıyla ilişki kurulduğundan, internetin uzun süreli kullanımı çocukta; çevreyle uyum zorluğu çekme, bireyciliği, sevgisizliği pekiştirme; sonuçta da yalnızlaşma gibi bir dizi soruna yol açabiliyor.
Aslında ekran karşısına mıhlandığımızda bizler de benzer bir durumu yaşamıyor muyuz? Sözgelimi televizyondaki savaş haberlerini, film izler gibi izliyoruz. Sanki insanlar acı çekmiyor, yaralanmıyor, ölmüyor. Görüntü bizi duyarsızlaştırıyor. Giderek gerçeklikten kopuyoruz.
Çocuğun toplumsallaşması İnternet kullanımı çocuğun, çocuktan sorumlu çevrenin -aile, okul, internet kafe vb- bilinçlendirilmesiyle kontrol altına alınabilir.
Bununla birlikte uzmanlar tüm elektronik araçların çocuğun toplumsallaşması üzerindeki etkilerini araştırıyorlar. Günümüz çocuğu, iletişimini daha çok chat ile yaptığına göre kaygılarında da haksız sayılmazlar. Araştırmaların kesin sonuçlara ulaşması ise haliyle zaman alacaktır. Ama bireycilik, sevgisizlik, yalnızlaşma vb. olası sorunlara karşı şimdiden hazırlıklı olmak ve çocuklarımızın İNSANİ GELİŞME konusundaki eğitimine daha bir özen göstermek gerekiyor.
İnsani gelişme, bugüne kadar hep "gerçek dünya"da oluştu. Gerçek dünyada yaşadığımıza göre -hâlâ elektrikler kesilebiliyor!- toplumsal kimliğimizi de ancak gerçeklik -insan, doğa, toplum- aracılığıyla bulabiliriz, düşüncesini paylaştık.
Ama günümüzde bu görüş itirazla karşılaşıyor.
Tüm dünyada teknolojinin ilerlemesiyle değişimin hızlandığı öne sürülerek "sabit bir kimliğin olamayacağı" savlanıyor.
Kuşkusuz, çocuğun toplumsallaşması geçmişte farklıydı. Bugün de çağa uygun olacaktır.
İnternet toplumu, net- taşlar, sanal cemaatler vb. yepyeni kavramlarla karşılaşıyoruz. Gerçek yaşamın dışına çıkıp sanal dünyada ikinci bir hayatı yaşamak isteyenlere siteler kuruluyor. Bu kişiler yeni arkadaşlar, gruplar arayışı içindeler. Gelecekte çocuklar belki de zamanlarının çok büyük bir bölümünü sanal ortamda geçirecekler.
Sorun ise nasıl bir toplumsallaşma? Değişim-dönüşüm mü, yabancılaşma mı?
Yeni teknolojinin önderi ABD, tüm dünyaya Amerikan yaşam tarzını benimsetmeye uğraştığına göre, bunda da, "kendi gelecek projeksiyonunu" gözetmek ister. Bizim gibi ülkeler için ise sorun taklit ve özenti tehdididir.
Toplumsallaşma olgusu, kuşkusuz, bir toplumdaki kültürel ortama, yaşam biçimlerinin çeşitliliğine, sınıf ve grup çıkarlarına, yöneticilerin tutumuna ve daha pek çok etmene bağlıdır.
Ama küreselleşmenin dinamiklerinden etkilenmemek olanaksız. Biz de diğer ülkeler gibi değerler karmaşası içinde bunalıyoruz. Batı'nın bireyciliği, geleneksel değerlerimiz, derken "kültürel melezlenmeye" doğru yol alıyoruz. Toplumumuzda birbiriyle çelişen değerleri birlikte barındıran kişilerin sayısı artıyor.
Öte yandan tüm dünyada ulusal, etnik, dinsel vb. kimliklerin istismar edilerek insanların düşman kamplara bölünmeye çalışıldığını gözlemliyoruz. İnsanlık kapitalizm öncesi toplumsallaşma biçimlerine geri mi dönecek?
Ama bu toz duman içinde bile insanlığın kazanımlarını kurtarabiliriz.
Bunun en önemli koşulu, okul öncesi eğitimden başlayarak bilimsel temelli eğitimden vazgeçmemektir. "Evreni bütünlüğü içinde kavramak", "evrensel bir sürecin parçası olduğumuzu hissedebilmek", bilgiye, bilginin kaynaklarına eleştirel bakabilen kuşaklar yetiştirmek... KAYNAK: EVRENSEL hayat (17.02.2007)
|