Edebiyat Akımları
[/b]
Edebi akımlar duyuş, düşünüş ve anlatış farklılıklarından doğar. Toplumsal değişimler inanç ve yaşayış farklılıkları bilimsel ve teknolojik değişimler de akımların doğuşunda etkili olur. Batılı sanat akımlarının temelinde Hümanizm ve Rönesans vardır.
Hümanizm: İnsanı sevme ülküsüdür. 15. yy’da etkili olmuştur. Dante, Petrarca, Boccacio öncü hümanistlerdir. Eski yunan ve roma uygarlıklarının yeni toplumun temelini oluşturmasını isterler.
Rönesans: (yeniden doğuş) 16. yy’da doğmuş bir bilim ve sanat hareketidir. Bu döneme aydınlanma çağı da denir. Rönesans kiliseye ve dinsel baskılara karşı bireysel özgürlüğü savunur. Rönesansın öncüleri Montaigne, Bacon, Shakespeare ve Cervantes’tir. Rönesans’ın savunduğu sağduyu, özgürlük, eski Yunan ve Latin kaynaklarına bağlanma gibi özellikler klasizmin doğuşunda etkili olmuştur.
Klasizim: • 17. yy’da Fransa’da doğdu.
• Akla ve sağduyuya dayanır.
• İnsanın doğasına, insanların iç dünyasına saygı gösterir.
• Biçimde, dil ve anlatımda, söyleyişte mükemmele varmayı hedefler.
• Konularını Eski yunan ve Latin kaynaklarından alırlar.
• Şiir ve tiyatro önem kazanır. Tiyatroda üç birlik kuralı vardır.
• Konu değil, konunun anlatım biçimi, bütün insanlığa seslenmesi önemlidir.
• Yapıtlarında değişmez tipler oluşturdular.
• Onlara göre insanı insan yapan öge, akıl ve sağduyudur. Akıl ve sağduyu ile oluşturulan eserler gerçeği yansıtırlar. Gerçek, doğada vardır. Öyleyse sanat doğaya saygı göstermek ve onu örnek almak zorundadır. Ancak bu doğa, insanı hayvandan ayıran iç dünyası karakter ve davranışlarıdır, dış dünya değildir. Yani sanatçı ahlakçı bir yol tutmalıdır.
TemsilcileriBoileau → eleştiri ve şiir şifre: M-e-R-C-an-L-ı B-a-L-o
La Fontaine → şiir ( Moliere, Racine, Corneille, La Fontaine,
Racine, Corneille → trajedi Boileau, La Bruyere)
Moliere → komedi
Madama De La Fayette → roman
Bousset → söylev
La Bruyere
Türk edebiyatında klasizim; Türk edebiyatı, Batı’ya yöneldiğinde Batı’da klasizm etkisini yitirdiğinden Türk Edebiyatı üzerinde fazla etkili olmamıştır. Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı yapıtı ile Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den yaptığı çeviri ve adaptasyonlarda klasizm etkisi görülür.
Romantizm:• 1830’da Fransa’da klasizme tepki olarak doğmuştur. Victor Hugo’nun Cromwel Önsözü ve Hernani oyunuyla klasizme üstünlük sağlar.
• Duygu, coşkunluk, hayal önem kazanır. Akıl ve mantık lirizm içinde erir.
• Din duygusuna dayanır. Kişiyi inanca götüren akıldan çok duygulardır.
• Birey, öznellik, düş gücü kişisellik önemlidir.
• Üzüntü, kötümserlik, kuşku, aşk, ölüm ve doğa konularını işlerler.
• İnsan ruhuna önem verirler. Karşıtlıklardan, ikiliklerden yararlanırlar. İnsan yaşamı denilen dram bu zıtlıklardan doğmuştur. “gerçek şiir, karşıtların uyumundandır.” derler.
• Klasikler gibi gerçeği bir yönüyle değil, bütün yönleriyle vermeye çalışırlar.
• Günlük konuşma dilini kullanırlar. Bu yüzden dilleri klasiklerden daha sadedir.
• İlk yapıtlar, tiyatro alanında verilse de daha sonra roman öne çıkar. Tiyatro da üç birlik kuralı yoktur.
• Konularını Eski Yunan ve Latin kaynaklarından değil, ulusak kaynaklardan ve tarihten alırlar. Klasikler yerine Shakespeare, Goethe, Shiller hayranlığı başlar.
• Kahramanları her sınıftan insanlardır.
• Sanat için sanat ilkesine bağlıdırlar.
Temsilcileri:Fransız; J.J. Rousseau, Victor Hugo, Lamartine, Alexandre Dumas pere, Alfred De Musset, Saint Beuve, George Sand, Alfred De Vigny, Voltaire, Madame De Stael, Bernardin De Saint Pierre, Senancour.
İngiliz; Lord Byron, Shelly, Keats
Alman; Goethe, Shiller
Şifre: V-A-H-L-A-R ( Voltaire, A.Dumas, Hugo, Lamartine, A.Musset, Rousseau)
Türk edebiyatında romantizm;
Namık Kemal → roman, tüyatro
Ahmet Mithat Efendi → ilk romanlar
Recaizade Mahmut Ekrem→ şiir
Abdülhak Hamit Tarhan → tiyatro
Realizm: (gerçekçilik)
• 19.yy’ın ikinci yarısında, Auguste Comte’ni pozitivizm (bilimsel verilere, gözlemlere ve gerçeklere dayanma) felsefesinin etkisiyle romantizmin aşırı duygusal anlayışına tepki olarak doğmuştur.
• Duygu ve hayallerin yerini toplum ve insan gerçekleri alır.
• 1857’de Gustave Flaubert’in Madame Bovary romanı( ilk büyük realist roman) realizmin romantizme karşı zaferi sayılır.
• Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan olay ve yaşayan kişilerdir.
• Gözleme ve belgelere dayanır.
• Doğayı ve çevreyi olduğu gibi kopya etmek esastır. Çünkü kişilerin ruhsal durumlarını etkileyen ve kişiliklerini oluşturan çevre ve ortamdır.
• Kahramanların gözüyle betimlemeler yapılır.
• Olayların kahramanların ruhlarında bıraktığı izlenimler, duygu ve düşünceler anlatılır.
• Yazarın eğitme amacı yoktur. O sadece gerçekleri anlatan bir gözlemcidir. Olay ve kahramanları karşısında tarafsızdır.
• Sanatın sanattan başka gayesi yoktur. Sanatın görevi dinsel ve sosyal yarar değil toplumun gerçeklerini aktarmaktır.
• Biçim güzelliğine önem verilir. Dilde ve anlatımda süsten, özentiden kaçınılır; nesnel anlatıma ağırlık verilir.
• Roman ve öykü alanlarında gelişme gösterir.
Temsilcileri
Fransız; Stendhal, Honore De Balzac, Gustave Flaubert
İngiliz; Charles Dickens, Daniel Defoe
Amerikan; Ernest Hemingway, John Steinbeck
Rus; Lev Tolstoy, Dostoyevski, Anton Çehov, Maksim Gorki
Şifre: B-u S-o-F-ra-D-an H-a-S-an D-e-D-e G-e-Ç-T-i ( Balzac, Stendhal, Flaubert, Dickens, Hemingway, Steinbeck, Defoe, Dostoyevski, Gorki, Çehov, Tolstoy)
Türk edebiyatında realizm;
Recaizade Mahmut Ekrem→ Araba Sevdası (ilk realist roman)
Samipaşazade Sezai→ Sergüzeşt
Nabizade Nazım→ Karabibik, Zehra
Halit Ziya Uşaklıgil→ Mai ve Siyah, Akş-ı Memnu, Kırık Hayatlar (Halit Ziya Türk Edebiyatında realizmin gerçek temsilcisi olarak tanınır.)
Bunlardan başka Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal realizmden etkilenmiştir.
Naturalimz( doğalcılık)
• 19. yy’ın sonlarında Fransa’da ortaya çıktı.
• Realizmin daha da ileriye götürülmüş şeklidir.
• Doğayı anlatırken deney yöntemlerine başvurur.
• Kişi ve olayları bir bilim adamı gözüyle inceler.
• Doğuşunda Darwin’in görüşleri (evrim teorisi) ve determinizm (deney yöntemi) etkili olmuştur.
• Kurucusu Emile Zola’dır.
• Toplum büyük bir laboratuar, insan bir deney konusu, sanatçı bir bilgindir.
• Realizmden farklı olarak soyaçekime, genetik özelliklere önem verir. Kişinin sahip olduğu erdemler soyundan gelir.
• İnsanın bütün özelliklerini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmak gerekir.
• Yönetim ve çevrenin insan üzerindeki baskısı sonucu doğan kötümserliği işlerler.
• Sanat toplumun yaralarını, çirkinliklerini ortaya çıkaran bir araçtır. Bu yüzden bayağı, iğrenç sahneleri anlatmaktan çekinmemişler.
• Onlara göre bedenden ayrı bir ruh yoktur. İnsan yaşamı bayağı, çirkin, aşağılık iç güdülerden ibarettir.
• Kötü çevreler kötü insanlar yetiştirir. İnsanın bir suçu yoktur.
• Tiyatroda kostüm ve dekore önem verilir.
• Realistlerdeki biçim hassasiyeti naturalistlerde yoktur.
• Halkın anlayacağı sade bir dil kullanmışlardır.
Temsilcileri
Emile Zola, Alphonse Deudet, Guy De Maupassant, Goncourt kardeşler
Türk edebiyatında naturalizm;
İlk naturalis Beşir Fuat’tır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Parnasizm (şiirde gerçekçilik)
• 19. yy’ın sonlarında fransa’da romantik şiire tepki olarak doğar. 1886’da Parnas adlı dergisi ile görüşlerini anlatırlar.
• Realizm ile natüralizm şiirdeki sentezi sayılır.
• Kurucusu Gauthier’dir. Yayın organı 1886’da yayınlanan Parnas dergisidir.
• Sanat, sanat içindir görüşünü savunurlar.
• Biçim güzelliğini her şeyden üstün tutarlar.
• Doğal güzellikler gözlem ve betimleme yoluyla anlatılır.
• Kendi tarihlerine, eski Yunan mitolojisine yöneldiler. (Bu yönüyle klasizme benzer.)
• Daha çok soneler yazdılar.
Temsilcileri
Gauthier, Banville, Franöois Coppee, Jose Maria De Heredia, lisie, Sully prudhomme
Türk edebiyatında parnasizm
Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Cenap Şahabettin ( ilk şiirlerinde Parnasizmin etkisi görülür daha sonra sembolismden etkilenir.)
Sembolizm (simgecilik)
• 19.’yy’ın sonlarında Fransa’da parnasizme tepki olarak doğmuştur.
• 20. yy edebiyatını önemli ölçüde etkilemiştir.
• Daha çok şiirde etkilidir.
• Dış dünyayı sembollerle anlatmak esastır.
• Eşyanın sert dış görünüşünden uzaklaşıp onu belirli bir kapalılıkta, gölgeler içinde görmeye çalışırlar.
• Her şeyi rüyadaymış gibi görmek açıklık ve belirginlikten uzak durmak en önemli özellikleridir.
• Sanatta ideolojiden kaçınırlar.
• Açıklıktan kaçınıldığı için her okur şiiri kendine göre yorumlayabilir.
• Şiirde önemli olan ahenk ve musikidir.
• Şiirde anlam aramaya gerek yoktur. Şiir anlaşılmak için değil duyulmak içindir.
• Dil oldukça ağırdır. Sembollü ve sanatlı anlatım esastır.
• Daha çok serbest nazmı kullanırlar.
Temsilcileri;
Fransız; Charles Baudelaire, Stephane Mallarme, Arthur Rimbaud, Paul Valery, Paul Verlaine
Amerikan; Edgar Allen Poe
Türk edebiyatındaki temsilcileri;
Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin
Empresyonizm (izlenimcilik)
• 19. yy’ın sonlarında doğan bu akım önce resimde kendini göstermiş, sonra da bütün güzel sanat dallarını etkilemiştir.
• Dış dünya ve olaylar değil onun kişide uyandırdığı izlenimler önemlidir.
• Çevreye, dış aleme, varlıklara karşı ilgisizdirler.
• Kişisel özgürlük ağır basar.
• İzlenimci ressamlar, alışımcı kuralları yıkmışlar.
Temsilcileri
Rilke, Monet, Sisley
Ekspresyonizm (dışaverimcilik)
• 20. yy’ın başında Emprisyonizme karşı Alman sinemasında uygulanan bir akımdır.
• İnsanların en güçlü yönlerini açığa vuran bir anlatım yolunu seçerler.
• İnsanların tuhsal durumlarını anlatmak önemlidir.
• Duyguların izlenimini anlatmak onu tekrar etmektir.
Temsilcileri
Hervvart Walden, Franz Kafka, T.S. Eliot, James Joyse, O’neill
Füturizm (gelecekçilik)
• 20 yy’ın başlarında ortaya çıkan bu akımda yaşantıların kendisini ve dinamizmi sanatın içine sokmak amaçlanır.
• 1909 şubatında La Figaro gazetesinde bir manifesto ile görüşlerini açıklarlar.
• Sanatta sürekliliği, değişkenliği ve hareketliliği savunurlar.
• Resimde evrenin hareketliliğini zıt renklerle anlatırlar.
• Yapıtlarda sanayileşmenin sembolü olan araçlara, makine seslerine, tren ve uçaklara, arabalara övgüyle yer verirler.
• Sözcüklere özgürlük sloganıyla mantıklı cümleler kurmayı reddederler.
• Geleneksel şiire ait bütün kavramları terk ederler.
Temsilcileri
Manietti, Mayakovski, Pasternak
Kübizm(somculuk)
• 20. yy’ın başında emprisyonizme tepki olarak doğan bu akım İspanyol ressam Picasso tarafından başatılmış, edebiyatta da etkili olmuştur.
• Konunu görünen yanlarıyla birlikte görünmeyen yanlarını da göstermek gerekir.
• İç ve dış alem birlikte işlenmelidir.
• Sanata bilim yoluyla değil sanat yoluyla varılır.
Temsilcileri
Max Jacob, Apollinaire
Dadaizm(kuralsızlık)
• 1917’de I. dünya savaşının getirdiği düş kırıklıklarıyla ortaya çıkan bir akımdır.
• Sürekli kuşku içinde kalmayı tercih ederler.
• Hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanmazlar. Her şey anlamsızdır.
• Aklın hiçbir değeri olmadığını savunurlar.
• Kendilerinden önceki bütün edebiyat akımlarıyla alay ederler.
• Dil ve estetik kurallarını bir yana itip toplum ve törelere başkaldırırlar.
• Dayandıkları görüşler temelsiz olduğu için de kısa sürede dağıldılar.
Temsilcileri
Tristan Tzara, Picabia, Breton, Luis Aragon
Sürrealizm (gerçek üstücülük)
• 1924’te Freud görüşlerine dayanarak edebiyata uyarlanan bir akımdır.
• Bu akım bütün sanat kollarını etkilemiş. Çağımızın en önemli akımlarından biridir.
• Bilinçaltı önemlidir.
• Akıl ve mantık önemli değildir.
• Sanatçı insanı günah ve sevaplarıyla ahlaklı davranışları ve ahlaksız davranışlarıyla anlatmalıdır.
• Edebiyatta noktalamak işaretlerinin kullanılmamasını isterler
• Bilim için sanat görüşündedirler.
Temsilcileri
Breton, Aragon, Reverdy, Eluard, Prevert
Egzistanyasiyalizm (varoluşçuluk)
• II. Dünya savaşından sonra Fransa’da ortaya çıkan bir akımdır.
• İnsan kendini bulmalı, özünü elde etmelidir.
• İnsan kendini sorgulamalı, geleceğini kendi iradesiyle biçimlendirmelidir.
• Gerçek kişiseldir. Her insanın ayrı bir gerçeği vardır.
• Var olmak her şeyden önemlidir.
• İnsanlar hür olmalıi her türlü din ve toplum kurallarını hiçe sayarak yaşamalı, biçbir kuvvetin, geleneğin etkisinde kalmamalıdır.
Temsilcileri
Jean Paul Sartre, Albert Camus, Andre Gide, Franz Kafka, Hölderlin, Nietzche, Paul Valery, Faulkner