|
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 19, 2007, 05:50:21 ÖS » |
|
ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ Bir gün köroğlu'nun atını çalmışlar. At da atmış hani. Çok kıymetli, çok akıllı yağız bir küheylanmış. Biçare Köroğlu, atını bulmak için diyar diyar dolaşmış. Nihayet İstanbul’da bir at pazarında kendi atını bulmuş. Satıcılar Köroğlu’nu tanımıyorlarmış. Köroğlu ata talip olmuş. “Hele bir bineyim ama” demiş. “Bir bakalım bu küheylan rahat mıdır?” Köroğlu’nu daha yanına varır varmaz, kokusundan tanımış olan hayvan, o üzerine biner binmez şimşek gibi koşup gözden kaybolmuş. Tozun dumanın ardından naralar atan satıcı, öfkesinden köpürmüş de köpürmüş. Etraftaki kalabalık arasından kulağı kesik bir ihtiyar; “Atı alan Üsküdar’ı geçti oğul” demiş. “O yiğit, bu kısrağın gerçek sahibi olan Köroğlu’nun ta kendisi idi.”
FOYASI MEYDANA ÇIKTI (Aslı astarı anlaşıldı,hilesi meydana çıktı anlamında bir deyim.) kuyumcular süs eşyalarında kullandıkları elmasların arkasına ‘foya’ denilen bir madde sürer,ayna gibi ışığı yansıtarak,daha çok parlamasını sağlar. Zamanla bu foya dökülür,taş da eski parlaklığını yitirir.buna foyası çıkmış derler. Bunun gibi,hilekar kişilerin yalanları ortaya çıkınca,aynı deyim kullanılır.
ELİNE SU DÖKEMEZ
(iki kişiyi karşılaştırırken,daha önemsiz,değersiz,yeteneksiz,geri gördüğümüz kişi için,ötekinin eline su bile dökemez deyimini kullanırız.) eskiden namaz abdesti alınırken,abdest alan kişi,bir usta ise çırakları,kalfaları medrese hocası ise mollaları öğretmen ise öğrencileri,eline ibrikle su dökerek abdest almasına yardımcı olurlardı. Böyle önemli bir kişinin eline,yolu yordamınca ibrikten su dökmek için,o kişiye biraz yakın olmak,onun yanında iyi kötü bir yer almış bulunmak gerekirdi. Yoksa her önüne gelenin yapacağı iş değildi. İşte bu nedenle,iki değerli kişi ölçülürken bilgisi,yeteneği,zekası daha az olan için bu deyim kullanılır.
ATEŞ ALMAĞA MI GELDİN? (ziyaretini çok kısa tutan,gelir gelmez gitmeye kalkan kişiye söylenen,’çok çabuk gidiyorsun’ anlamında bir deyim.) eskiden kibrit yokmuş. Ateş sönünce,ateş küreği ile komşuya gidilir,bir parça ateş alınırmış. Ateş almak için komşuya giden kadınlar,kürekteki ateş sönmesin diye oturup çene çalamazlar ve acele ederlermiş. Kapıdan içeri girmeyerek,kısa bir konuşmadan sonra gitmek isteyen ziyaretçilere: -Ateş almaya mı geldin? denmesi de işte bu devirden kalmadır.
ÇİL YAVRUSU GİBİ DAĞILMAK (topluluk halinde bulunan insanların,hayvanların her birinin bir yana dağılması anlamında bir deyim.) keklik kuşunun bir adı da çildir. Tüylerindeki benekler yüzünden bu isim verilmiştir. Dişi keklik yavru çıkınca,onlarla hiç ilgilenmez,kendi başlarına bırakır. Yumurtadan çıkan yavrular,seke seke çevreye dağıldıklarından,sözün buradan kaynaklandığı söylenebilir
ATEŞ PAHASI (çok pahalı anlamında kullanılan bir deyim.) kanuni Sultan Süleyman adamlarıyla avlanmaya çıkmış. İstanbul çevresinde avlanırken oldukça uzaklaşmışlar. Hava birden bozmuş ve çok şiddetli bir yağmura tutulmuşlar. Islanmış ve üşümüş olarak bir kömürcü kulübesine sığınmışlar. Her ne kadar kendilerini tanıtmak istemeseler de kömürcü işi anlamış. Bunlara hemen bol ateş yakmış,ısıtmış,sıcak bir şeyler ikram etmiş. Gidecekleri sırada Sultan Süleyman kömürcüye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğunu sormuş. O da: -Bu ateş deydi pahasını da verin demesi üzerine bu deyim ateş pahası olarak dilimize yadigar kalmıştır.
AFYONU PATLATMAK Eski tiryakiler ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar her sahurda iki üç tane yutarlarmış.ancak her bir macunu sırasıyla bir,iki,üç kat kâğıtlara sarmayı da ihmâl etmezlermiş. Böylece kâğıt mide özsuyunda eriyince macun midede dağılır ve bir kaç saatliğine keyif devam edermiş.Tabii iki kat kâğıda sarılan macun bir kaç saat sonra,üç kat kâğıda sarılı macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir.
TEKEDEN TELEME ÇALMAK İmkânsızı denemeye veya yapmaya çalışanlar hakkında veya uygunsuz, dayanaksız ve saçma sapan saldırılar karşısında söylenen bu deyimin kökeni Türkmen aşiretlerinin hayvancılık geleneğine dayanır. Bilindiği gibi teke,keçenin erkeğine verilen addır ve sütü sağılmaz.Oysa keçi sütünden pek çok gıda maddesi üretilebilir.Bunlardan biride telemedir.Teleme,muhallebi kıvamında yumuşak,tuzsuz,yoğurda benzer bir yiyecektir.Besleyici özelliği ve lezzeti damak zevkine hitap eder. ALİ KIRAN BAŞ KESEN Külhanbeyi ağzında “Ali kıran baş kesen ” diye bir deyim vardır.Bıçkın ve acımasız serseriler hakkında kullanılır.Bu deyim aslında “Dal kıran baş keser” atasözünden galattır. Atalarımızın insanları ağaç ve bitki sevgisine teşvik için dal kıranın baş kesmiş kadar suçlu olduğunu belirtmeleri eskiden beri Türk-İslam töresinde ağaç ve bitki hukukunun derinliğini gösterir. Fatih’ affedilen “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim. BAĞDAT GİBİ DİYAR OLMAZ Dilimizdeki “Ana gibi yâr,olmaz;Bağdat gibi diyar olmaz.”sözünün asıl muhtemelen “Ana gibi yar;Bağdat gibi diyar olmaz.”Çünkü sözün aslındaki Ana kelimesi,Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır. Bağdat gibi (güzel)şehir,Ana gibi de (sarp,ama manzaralı) yar (uçurum) olmaz,demeye gelir.
İPE UN SERMEK Kendisinden bir hizmet beklenen veya verilen görevi yerine getirmesi umulan kişilerin çeşitli bahaneler öne sürerek yavaş davranmaları yahut işin yapılmasına engel olmamaları hâlinde söylenen bu deyim Nasreddin Hoca’ya atfedilen bir hikayeden kaynaklanır.Rivayete göre Hoca merhumun bir komşusu varmış.Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci geri getirmekte ihmal kâr davranır,unutturabilirse hiç geri getirmez,yahut o kadar hoyrat kullanırmış ki,ne alırsa bozuk.kırık,delik,kopuk,sakat olarak iade edermiş
“İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK " Giyim kuşamına özen göstermiş.şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık “iki dirhem bir çekirdek ” sözü kullanılır.Bu yakıştırma,ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmalıdır.Belki biliyorsunuz,bir okka, bu günkü ölçülerle 1283 gram tutar. Okkanın dört yüzde birine dirhem adı verilir.Dirhem,daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar.
SEBİLHANE BARDAĞI Büyük yerleşim merkezlerinin işlek caddelerinde ve büyük camilerin avlularında yer alan sebilhanelerin pencereleri önünde gelip geçenlerin ücretsiz su,ayran,şerbet(kış mevsiminde salep,süt vb.)içmeleri için sıra sıra bardaklar bulundurulması âdettendir.Keza cami çıkışlarında ve sebil önlerinde yoksulların ve dilencilerin sıra olup beklemelerine de sık sık rastlandığından bunların acınacak halde dizilmeleri sebilhane bardaklarının dizilmelerine benzetilmiş ve sıra sıra duran kişiler hakkında sebil hane bardağı gibi (dizilmek)deyimi kullanılır olmuştur.
|