|
|
 |
« : Şubat 28, 2007, 12:42:10 ÖÖ » |
|
Sokrates, saygıdeğer bir düşünür olarak Eski Yunan'da hatırı sayılır bir ün yapmıştı. Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki: "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?" "Bir dakika bekle." diye cevap verdi Sokrates: "Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 3'lü Filtre Testi deniyor." "Üçlü Filtre mi?" "Doğru" diye devam etti Sokrates; "Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup; söyleyeceğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir. Bu, ona üç filtre testi dememin sebebi. Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?" "Hayır" dedi adam, "Aslında bunu sadece duydum ve..." "Tamam" dedi Sokrates; "Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi 2. filtreyi deneyelim, İyilik Filtresi'ni. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?" "Hayır, tam tersi" dedi adam. "Öyleyse" diye devam etti Sokrates; "Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?" "Hayır gerçekten yaramaz." dedi adam. "İyi" diye tamamladı Sokrates. "Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?"
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #1 : Şubat 28, 2007, 01:01:49 ÖÖ » |
|
Genç bir delikanli senelerce yurt disinda okuduktan sonra vatanina ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediginden dolayi cani gayet sikintilidir. Ebeveyni ogullarina yardim etmek niyetiyle büyük ilim sahibi olan köyün hocasina götürürler. Hoca ve delikanlinin arasinda geçen dialog söyle devam eder.
Delikanli: Kimsin sen? Sorularima cevap verebilecek misin? Hoca: Allah'in bir kuluyum ve Onun izniyle sorularina cevap verebilecegim.
Delikanli: Emin misin? Profesorler bile cevap veremedi bana. Hoca: Allah'in izniyle cevap vermeye çalisirim
Delikanli: 3 sorum var 1. Allah yasiyor mu? öyle ise, seklini bana göster 2. Takdir (kader) nedir? 3. Eger seytan atesten yaratildiysa neden cehenneme yollaniyor, cehennemde ates dolu degil mi? Ates atesi nasil yaksin. Tanri bunu düsünemedi mi?
Bu arada, aniden bizim hocamiz delikanlinin basi üzerinde bir saksi kirar.
Delikanli cani yana yana sorar; Neden sinirlendin ki? Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabim der.
Delikanli: Hiç birsey anlamadim. Hoca: Nasil hissetin kendini saksiyi basinda kirinca
Delikanli: Tabii ki, fena bir aci hissettim. Hoca: Yani, acinin varligina inaniyor musun?
Delikanli: Evet
Hoca: Bana bu acinin seklini göster ozaman!
Delikanli: Gösteremem.
Hoca: Bu benim ilk cevabim. Herkes Allah'in varligini hisseder ama Allah'i göremez.
Hoca: Dün gece rüyanda benim basinda saksi kirdigimi gördün mü? Delikanli: Hayir.
Hoca: Bugün böyle birsey ile karsilasacagini hiç düsündün mü? aklindan geçti mi? Delikanli: Hayir
Hoca: Bu iste takdir dir (kader)
Hoca: Biz neyden yaratildik? topraktan yaratilmis degil miyiz ? Delikanli: Evet böyle denir. Hoca: E o zaman ? Saksida topraktan yapilmadi mi? Allah isterse atesten yaratilan seytani atesin içinde cezalandiramaz mi?
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #2 : Şubat 28, 2007, 01:02:52 ÖÖ » |
|
Bir gün Eshabı kiramdan bir zat gelip Resulullah efendimize bazı suallerinin olduğunu arz eder. Efendimizin izin vermesi üzerine sorularını sorar: - Ya Resulallah, ben insanların en alimi olmak istiyorum, -Allah'tan en çok korkan, insanların en alimi olur. - İnsanların en zengini olmak istiyorum. -Kanaatkar olursan, insanların en zengini olursun. - İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum. -İnsanların en hayırlısı, insanlara menfaatli olandır. Sen de başkalarına yardımcı ol, en hayırlısı olursun. - İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum. -Öyle ise kendin için istediğini başkası için de iste. Kendin için istemediğini başkası için de isteme. - İyi hal ve ikram sahibi insan olmak istiyorum. -Öyle ise Allah'a ibadet ederken O'nu görür gibi ibadet et. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor zaten. - İmanımın mükemmel olmasını istiyorum. -Ahlakını güzelleştir. İmanın kemale ersin. - Allah'ın itaatli bir kulu olmayı istiyorum. -O halde farzları ihmal etme. Tümüyle yerine getir. - Rabb'imin huzuruna günah kirlerinden temizlenmiş olarak çıkmak istiyorum. -Cünüplük kirinden guslederken günah kirinden de gusletmeyi ihmal etme, tevbe, istiğfarla devamlı temizlen. - Mahşere giderken yolumun aydınlık olmasını istiyorum. -O halde hiç kimseye zulmetme, kalbini kırma. Gücüne güvenerek hakkından mahrum etme ki, mahşerde yolun adınlık olsun. - Rabb'imin bana merhametini arzuluyorum. Bana acısın istiyorum. -Rabb'inin yarattığı insana ve bütün canlılara merhamet eyle. Sen burada merhametli olursan orada merhamete layık olursun. - Günahlarımın azalmasını istiyorum. - Öyle ise tevbe, istiğfarını çoğalt. Bir daha yapmama konusunda azimli ol. - Rabb'imin rızkımı bol vermesini istiyorum. -O halde abdestli çalışmaya devam et. - Ayıplarımın yüzüme vurulmamasını istiyorum. -Sen burada kimsenin ayıbını yüzüne vurmazsan, orada da senin ayıbını kimse yüzüne vurmaz. - Günah kirlerinden ruhumu nasıl temizlerim? -Gözyaşıyla. Gözyaşını rahmet gibi yağdır, ruhunu temizlemiş olursun.
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 28, 2007, 01:09:22 ÖÖ » |
|
Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #4 : Şubat 28, 2007, 01:10:16 ÖÖ » |
|
Oldukça yaşlı bir adam ,kendisi gibi kamburalaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu. Biraz önce irikıyım bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı. Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup:
- Geçmiş olsun dede ,dediler. O serseri ne istedi ki senden?
Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken:
- Eski bir borcum vardı, onu istedi , dedi. Yapması gerekeni yaptı sadece...
Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular. Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı onun koluna girerek:
- Fazla hırpalandınız, dedi. Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı?
Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarıya yöneltip :
-Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum dedi. Ölünceye kadar da olmayacak.
Delikanlı, söylenenden bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle kendisine bakarken, onun tekrar hıçkırıklara boğulduğunu farketti.
Yaşlı adam ,iniltiye benzeyen bir sesle:
- Elli yıl kadar önceydi,diye devam etti. Rahmetli babamı,sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım. Yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde.
Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti.
Adam, titrek adımlarla yoluna koyulurken:
- Evim oldukça uzaklarda yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim oraya. Babamın da onu azarladıktan sonra, üzüntüsünden yayan döndüğü gibi. Hem şehir dışındaki kabristana uğrayıp bir Yasin le öpeceğim ellerinden...
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #5 : Şubat 28, 2007, 01:15:46 ÖÖ » |
|
Evliyalardan birisine bir gün, "Efendim, İhlas hususunda en çok etkilendiğiniz bir olay yaşadınız mı?" diye sorarlar.
"Evet yaşadım" buyurur ve devam eder, Mekke-i Mükerreme'de altın kesemi kaybetmiş, parasız kalmıştım. Basra'dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim, (Param yok, Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?) diye sordum.
Berber o anda birini tıraş ediyordu. Hemen adamın yanındaki boş koltuğu gösterip, otur buraya dedi ve onu bırakıp beni tıraş etmeye başladı. Adam itiraz etti. Berber, kusura bakmayınız efendim dedi, sizi ücreti mukabilinde tıraş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi, Allah için olan işler önceliklidir ve bir bedeli yoktur yani Allah için olan işin bedelini kullar ödeyemez ve bilemez dedi.
Berber tıraştan sonra, cebime zorla birkaç altın sokuşturdu, acil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkanım bu kadar kusura bakma dedi. Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. Asla alamam dedi ve ekledi, Allah için olan işin bedelini kullar ödeyemez demedim mi ben, var git işine, Allah selamet versin.
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #6 : Şubat 28, 2007, 01:20:37 ÖÖ » |
|
Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta.
Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor: -Uyuyacaksın, der.
Adam: -Uyumam, beni rahat bırak.
Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: -Uyuyacaksın dedim, der.
Adam: -Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.
Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek: -Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.
Cevap gelir: -Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...
Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #7 : Şubat 28, 2007, 02:28:25 ÖÖ » |
|
Birisi bir dostunun kapısına gelip kapıyı çaldı.Dostu"Kapıyı çalan kim?"deyince "Benim" diye cevap verdi.Dostu"Git,şimdi zamanı değil.Böyle bir sofra ham kişinin makamı olamaz.Hamı,ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir,nifaktan ne kurtarabilir?"dedi.
Adamcağız gitti,tam bir yıl dostunun ayrılığıyla yanıp yıkıldı.Yanıp pişerek tekrar döndü,geldi.Dostunun evinin etrafında dolaşmaya başladı.Kapıya varıp ağzından edepten dışarı bir söz çıkmasın diye yüzlerce korku ile edepli edepli halkayı çaldı. Sevgilisi"Kim o?"deyince "Gönlümü alan sevgili sensin"diye cevap verdi. Sevgili"Madem ki bensin ey ben,gel içeri gir!Ev dar,iki kişi sığmıyor"dedi.
İğneye geçirilecek iplik iki ayrı iplik olursa geçmez.Madem ki birsin,bu iğneden geç!
Mevlana
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #8 : Şubat 28, 2007, 02:41:09 ÖÖ » |
|
Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.
'Ben sizi hiç tanımıyorum, der...
Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...'
'Evin erkeği içerde mi?' Diye sorar adamlar.
'Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.'
'O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil...' diye cevap verirler.
Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.
'Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...'
Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.
Ama bu defa da;
'Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz' der yaşlı adamlar.
.....
Kadın öğrenmek ister;
'Niye giremezsiniz?..'
İhtiyarlardan biri açıklar:
'Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.
Diğeri BAŞARI...
Ben ise SEVGİ...'
***
Sonra ekler;
'Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..'
.....
Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;
'Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin’i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...'
Karısı itiraz eder;
'Canım, niçin Başarı’yı çağırmıyoruz?'
Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;
'Sevgi’yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..'
***
'Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına...
Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi’yi davet et.'
.....
Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;
'Hanginiz Sevgi idi?
Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...'
Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar.
Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler...
Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı’ya sorar;
'Ben sadece Sevgi’yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?'
Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:
'Eğer Zengin’i ya da Başarı’yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı.
Ama sen Sevgi’yi davet ettin...
O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz.
Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır!..'
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #9 : Şubat 28, 2007, 02:52:27 ÖÖ » |
|
Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dana hazretleri daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:
- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.
|
|
|
|
|
Logged
|
Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne! Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|