Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1  Yazışmalık.Com - Bölümler / Sormacalar / Ynt: Peki Rüya ismi ne çağrıştırıyor??? : Haziran 01, 2008, 12:59:29 ÖS
peki Alihan ne demek Ney
2  Yazışmalık.Com - Bölümler / Sinema - Tv / Sex and the City: The Movie : Haziran 01, 2008, 12:44:25 ÖS
1998-2004 yılları arasında çekilerek TV’lerde boy göstermiş, günümüzde de hâlâ çeşitli kanallarda oynamakta olan meşhur Sex and the City dizisinin beyazperdeye taşınması, hiç şüphesiz akıllıca bir fikir. Her şeyden önce gişe anlamında, çünkü bu dizinin fanatiği olan kadınlar ve o kadınların yanlarında taşıyacağı erkeklerin sayısının bolluğu, gişe hasılatı açısından sonu belli bir hikaye gibi adeta…
Yapımcıları, dizinin nasıl olsa herkes ama herkes tarafından izlenmiş olduğundan emin bir tavırla, sinema filminde, dizinin başrolündeki bu dört kadını, bu dört kadının hayatına girenleri, çıkanları, olanları bitenleri bildiğimizi varsayarak, aceleye getirilmiş ve kolaya kaçılmış bir iş çıkartabilirlerdi. Ama film böyle olmamış, aksine, izleyicinin diziyi bilmiyor olma ihtimalini de göze alarak, ne bilenleri sıkacak ne bilmeyenleri şaşırtacak kadar yeterli bilgi vermiş her karakterle ilgili. Çok yerinde bir özet yapılmış. Hatta karakterlerin dizi boyunca başından geçen, yıllara yayılmış önemli olaylar, harika bir kurguyla, sanki bütün o bölümler sırf bu sinema filminin kurgusu için çekilmiş gibi kullanılmış. Gayet akıllıca… Hatta diziden bölümler, flashback açısından daha bolca kullanılabilirdi, çok da şık olurdu…

Diziyi izlemiş ve izlememiş olanların ayrılacağı birkaç nokta var sadece. Birkaç ipucu… Örneğin baş karakter Carrie’nin evlenmek üzereyken yanlış bir karar verdiğini anladığı bir ilişkisi, filmde dört arkadaş yemek yerken ve ordan burdan sohbet ederken lafın arasında geçiyor, ama biz diziyi izleyenler o ilişkinin her bir dakikasını sanki Carrie bizim arkadaşımızmış ve biz de onun yanında olanlara şahit olmuşuz gibi bildiğimizden, diyalogda geçen bir isim bile diziyi izlememiş olanlardan daha derin duygular yaşamamızı sağlayabiliyor. Evet duygular, zira Sex and the City, kanımca, dizisiyle de filmiyle de insanı duygulandıran nitelikte bir romantik komedi aslında.

Diziyi izlememiş ve filmi izlemek isteyenler için şöyle anlatalım o zaman. Her şeyden önce, filmin ismi genelde önyargı oluşturan cinsten... Tıpkı O..çocukları filminin adının yarattığı şüphe gibi bu filmin de ismini ilk duyduğumuzda sadece cinselliği konu alan bir senaryoyla karşı karşıya olduğumuzu sanıyoruz.
İsminin aksine çok farklı bir şeyi anlattığını savundum hep diziyi de izlerken:dostluk! Sex and the City, 20’li yaşlarının ortalarında tanışıp kaynaşan dört New York’lu kadının, şehirde yaşadıkları aşk, seks, hayal kırıklıkları, ölüm, yaşam, iş, kısaca hayata dair paylaştıkları etrafında dönen bir senaryoya sahip. Başroldeki dört kadından daha da başrolde olan, bir gazetede “Seks ve Şehir” isimli bir köşesi olan yazar Carrie’dir, diziyi de filmi de onun anlatımından, onun iç sesinden ve yazılarından takip ederiz. Genelde şehirde yaşamakta olduğu aşk ve arkadaşlık konularını köşesinde yazar...

Başlarına gelen olayları izlemekteyken biz, olay genelde Carrie’nin laptop’uyla bölünür ve onun çıkarımlarının kelimelere dökülüşünü izleriz. Genelde de “I couldn’t help but wonder…” (merak etmeden duramıyordum…) kalıbıyla başlar cümleleri… Dizide bazen bu çıkarımlar insanı sıkarken sinema filminde bundan kaçınmış olmaları da bence akıllıca olmuş. Film boyunca sadece sonlara doğru, gene aynı kalıpla başlamasını affedebileceğimiz bir makale cümlesiyle karşılaşıyoruz. Bu makale bölünmeleri olmadığında filmin esas anlattığının içine daha çok girebiliyoruz.

Bu dört kadın, ne olursa olsun asla birbirlerini bırakmıyorlar, hayatlarına giren her adam, hayatına, birlikte olduğu kadının yanında üç kadının daha gireceğini baştan kabullenmiş oluyor. Bu dört kadın, ne kadar kötü olaylar yaşarlarsa yaşasınlar, asla yalnız olmadıklarını her an hissediyorlar. Her şeyi paylaşırken birbirlerini eleştirmekten de kaçınmayan bu dört kadın, normalde kadınların kıskançlık duygusu yüzünden çok da fazla yakalayamadıkları dürüst dostluk denen şeyi gözler önüne sererek biraz da imrendiriyor. Evet bu kadınların arasında kıskançlık bile dürüstçe paylaşılan keyifli bir detay…

Kadın izleyicilerin imrendirdikleri şeyler, dostlukla sınırlı değil elbet. Seksist bir yaklaşım olacak belki ama bu filmi erkek izleyicilerin beğeneceğini pek sanmıyorum. Zira film, konusu dışında görselliği anlamında da tamamen kadın izleyiciyi kendine çekecek nitelikte hazırlanmış. New York’ta yaşayan ve maddi durumları belirli bir seviyenin üstünde olan bu dört kadın bir giydiğini bir daha giymiyor, marka olmayan bir şey giydikleri pek görülmüyor, Starbucks’a gitmek için dışarı çıktıklarında bile bir partiye gidermişçesine şıklar. Alışverişte sınır yok, en pahalı markaların rengarenk paketleri göz kamaştırıyor. Zaten bu dört kadının yedikleri göz kamaştırıyor, içtikleri göz kamaştırıyor, giydikleri göz kamaştırıyor, saçları göz kamaştırıyor… Kısacası görsel anlamda ışıl ışıl, rengarenk, şıkır şıkır bir film var karşımızda.

Sanatsal bir başarı, değişik bir kurgu, farklı bir anlatım bulmayacaksınız bu filmde. Diziyi biliyorsanız, bir bölüm daha izlemiş gibi olacaksınız, tabii birçok havada kalan olayın çözüldüğü, sonuca ulaştığı bir son bölüm belki de. Diziyi bilmiyorsanız, sizi hem güldürecek, hem duygulandıracak, hem de gözlerinizi kamaştıracak bir romantik komedi izleyeceksiniz. Yaz aylarına girdiğimiz şu günlerde sizi hoş tutacak nitelikte hafif, hoş bir parfüm hissi veren bir film…
3  Yazışmalık.Com - Bölümler / Pop - Slov - Rock / DELİ : Haziran 01, 2008, 12:12:16 ÖS
Aranıyor, sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor, faili tutkunun
Kızmış ve küçülmüş
Aranıyor, sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor, direniyor, direniyor

Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde, övündüğünüz?
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle oyalamayın

Aranıyor, sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor, faili tutkunun
Kızmış ve küçülmüş

Aranıyor, sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor, direniyor, direniyor

Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde, övündüğünüz?
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle

Bir yarım akıllı, bir yarım deli
Dört yanım akıllı, bir yanım deli
Herkes akıllı, bir ben deli
Bir ben deli, bir ben deli

Beni büyütün, ağlatmayın
Sevginiz nerde, övündüğünüz?
Beni büyütün, ağlatmayın
Sahte düşlerle oyalamayın
4  Yazışmalık.Com - Bölümler / Sinema - Tv / Indiana Jones : Mayıs 26, 2008, 06:27:12 ÖS
DVD kültürü sayesinde Indiana Jones’u yeni nesiller de tanıyor ve son filmden bu yana 19 yıl geçmiş olmasına rağmen, yeni film Kutsal Kafatası Krallığı büyük ilgi çekebiliyor. Sadece ‘80lerin değil, tüm sinema tarihinin en sevilen kahramanlarından biri Indiana Jones. Ama onun filmleriyle büyüyenlerimiz için biraz daha fazla özel herhalde. Bu yeni film, her ne kadar Harrison Ford’un kariyerini kurtarmak için yapılmış izlenimi uyandırsa da, heyecan verici bir proje neticede.

Aradan geçen zamandan ziyade Ford’un ilerlemiş yaşı sebebiyle 1950’lere taşınmış olan öykü, Soğuk Savaş döneminde geçiyor. Amerika için yeni düşman, komünist Ruslar. Nazilerden farklı olarak SSCB, dünyayı ele geçirmelerini sağlayacak kutsal veya doğaüstü objelerin peşinde değildi tabii. Senaristlerin elinde tek seçenek olarak, Amerikan sinemasında daha önce de örneklerini gördüğümüz, zihin kontrolüyle ilgilenen Ruslardan bir ipucu çıkarmak kalmış olmalı. Parapsikolojiye meraklı psişik Sovyet ajanı Irina Spalko ve yeryüzünün gizemlerine vakıf olma tutkusu, filmin kötü eksenini oluşturmuş dolayısıyla.
Indiana Jones filmleri her zaman mantık sınırlarını aşıp mitlerden beslenecek ölçüde fantastik olmuştur. Bu kez işin dünya dışı varlıklara kadar varmasında serinin özüne aykırı bir şey göremiyorum doğrusu. Bu dünya dışı varlıkların, aslında insanoğlunun dünya üzerinde kurduğu medeniyeti çok erken dönemlerinden itibaren şekillendirdikleri yorumunda da. Nihayetinde bu seride hepsi bizi şaşırtmak ve eğlendirmekten fazlasına hizmet etmiyorlar. En azından bu kez Hıristiyanlık efsaneleri değil tüm dünyanın zihnine sokulmaya çalışılan.

Ayrıca, yönetmen Steven Spielberg’ün bu seriye ‘30lu ve ‘40lı yılların avantür filmlerine bir saygı duruşu olarak başladığını biliyoruz. Şimdi seri ‘50lere, yani B-sınıfı bilimkurgu filmlerinin on yılına taşınmışken, bu filmin de bilimkurguyu merkezine yerleştirmesi gayet normal.

Her şey şunda bitiyor: Eğlendiriyor mu film? Evet, yeterince. Harrison Ford, pekala bu yaşında da rolün altından başarıyla kalkıyor. Bir an olsun zorlanmadan bizi ikna ediyor hala Indiana Jones olabileceğine -ki bence en önemlisi bu. Yeri geldiğinde filmin kendisi de bu yaş problemiyle dalgasını geçiyor zaten. Önceki filmlere referanslar, Indy’nin Kutsal Hazine Avcıları’ndaki aşkı Marion ve bunca yıldır habersiz olduğu oğlu ile ilişkileri, hep işleyen unsurlar bu filmde.

Ancak her şeye rağmen serinin en güçlü filmleri arasında sayılması zor Kutsal Kafatası Krallığı’nın. Çünkü eksik kalan, sırıtan çok tarafı da var. Önceki filmlerdeki kadar akılda kalıcı yan karakterler yaratamıyor bir kere. Ray Winstone gibi usta bir aktör tarafından canlandırılan Mac, karikatür bile olmayı başaramayacak denli ne idüğü belirsiz bir karakter. John Hurt tarafından canladırılan Ox’un sunduğu malzeme ise yeterince değerlendirilemiyor. Shia LeBeouf tarafından canlandırılan Mutt ile aralarındaki bağ, sadece lafta ve bir ara Mutt’ın yaşlı gözlerinde kalıyor.

Janusz Kaminski müthiş bir görüntü yönetmenidir ama bu kez, hem de çoğunlukla en sıradan sahnelerde, ışıkları son derece dikkat dağıtıyor, yapaylıklarıyla kendilerine fazlasıyla dikkat çekiyorlar. Birçok mekanın bilgisayarda yaratılmış olması, Spielberg’ün mümkün olduğunca fazla şeyi CGI ile kotarmayı tercih etmesi de filmin görsel dokusunun insanı yabancılaştırmasına sebep oluyor. Aksiyon sahneleri de daha az zevkli oluyor bu ağır CGI desteği yüzünden. Belli bir sahnedeki maymunların manasızlığından ve Spielberg’ün o kısımda Tarzan filmlerine göz kırpmasından hiç bahsetmeyeyim bile…

Ve tabii inandırıcılık unsuru var. Bu kadar bilimkurgu türünün içine girmiş bir filmde inandırıcılık derdi niye olsun diye düşünmeyin? Bir nükleer patlamanın yüzlerce kilometre öteye fırlattığı bir buzdolabının içinden sağ çıkmak ve belki daha bile ölümcül şartlardan hep sapasağlam kurtulmayı başarmak, artık ‘80lerin filmlerinde kaldı gibi geliyor bana. Bu tür şeyleri seyirci yutmuyor artık. Bunca negatif şey saymış olmama rağmen filmden yine de zevk alabilmiş olmam, herhalde Indiana Jones serisini en başından beri benzer problemleriyle birlikte kabul etmiş olmamdan kaynaklanıyor. Serinin en başarılısı kabul edilen ilk filmdeki fantastik unsurlar da bana hep çocukça gelmiştir aslında. Indiana Jones’u, o ancak eski moda avantür filmlerinde rastlayacağımız türden trükleriyle seviyoruz zaten.

Son olarak, Zafer İlbars’ın kritiğinde kurduğu X Files bağlantısına bir ekleme yapmak istiyorum. X Files’ın açtığı yolda bugün bir başka popüler TV dizisinin, Lost’un temalarına da çok sık göz kırpıyor yeni Indiana Jones filmi. Hatta Lost kadrosundan önemli bir yüzü, Charles Widmore rolündeki Alan Dale’i de ufak bir rolde kullanarak, bağlantıyı tescillemiş oluyor yapımcılar kanımca.

Bunun kesinlikle tesadüf olmadığını düşünüyor ve zaten Lost’un da son zamanlarda Indiana Jones serisine referansları kullanmakta olduğunun yer yer dile getirildiğini hatırlatmak istiyorum. Paralelliklerin sadece manyetik alanlarla sınırlı kalmadığını da düşünebiliriz belki; Lost’un hikayesinin de dünya dışı bir takım varlıklara / güçlere bağlanacağına dair teorilerin ışığında.

Adanın altında gerçekten bir uzay gemisi mi yatıyor, bunu zaman içinde göreceğiz ama asıl konumuza dönersek; yeni Indiana Jones filminin mevcut popüler kültürle göbek bağını iyi kurmuş olmasının da aldığımız zevke katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz herhalde.



5  Yazışmalık.Com - Bölümler / İstek - Öneri - Şikayet / lütfen yardım edin!!! : Mayıs 26, 2008, 06:22:40 ÖS
arkadaşlar şu üyelik resmine nasıl resim konuluyor?
6  Yazışmalık.Com - Bölümler / Güzel Sözler / Ynt: Anlamlı Sözler((Mutlaka Okuyun!!!)) : Mayıs 26, 2008, 06:17:22 ÖS
rüyacım süperrrrsin ya muhteşem sözler  Kahkaha
7  Yazışmalık.Com - Bölümler / Güzel Sözler / Ynt: Rock... : Mayıs 26, 2008, 06:14:59 ÖS
süpeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer Kahkaha
8  Yazışmalık.Com - Bölümler / Yazışmalık Kullanımı - Tanışma / Ynt: Beşiktaş mı? Fener mi? : Mayıs 26, 2008, 06:10:48 ÖS
[
color=yellow]tartışmayın tabiikifenerbahçe[/color]
9  Yazışmalık.Com - Bölümler / Karışık Şiirler / Sonbahar Gecesi : Mayıs 06, 2008, 09:50:11 ÖÖ
yıldız gibi yapraklardan gencecik çınarlara eylül düşer
ürpermiş periler bir bir ceylanların gamzesinden göçer
salkım bir rüzgar sanırsın bütün bir yaz gider 
ırmaklardan ılgınların yüreğine sessizce ayaz çöker
usulca camlar buğulanır yarımca nefesinden
sanırsın tufandır damlar yüreğime sonbahar düşer

bir anlık yokluğundur kapanır gözlerin gözlerimden
bir an sanırsın bütün hayatlara sığmayacak ömür gider
sessizce izler kalır gözlerinin baktığı her bakıştan
ardından salınır saçların her bakışını toplar gider
camlar bir bir kırılır düşer yüzün aynalardan
sanırsın maviler ayrışır denizden, denize gökler sağılır   

akşam olur yangın yerinde ateşten yıldızlar açar
parlak bir ışıltı sanırsın, bütün bir güneş dağılır
gece dolanır gözlerine samanyolundan yıldızlar düşer
çoğalır yıldızlar çöker gözlerinin telvesine
üç beş yıldızdır dökülür kirpiğinden
sanırsın mehtaptır incelir kalbime hançer düşer

10  Yazışmalık.Com - Bölümler / Kendi Şiirleriniz / Ynt: aşk şiiri : Mayıs 01, 2008, 12:38:04 ÖS
tek kelimeyle

mükemmel olmuşşş.
 
devamını da bekliyoruz Kahkaha
Sayfa: [1] 2 3 ... 5