Mesajları Göster
|
|
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
|
|
1
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Denemeye Dair
|
: Ocak 27, 2008, 08:41:48 ÖS
|
|
DENEMENİN GELİŞİMİ
Geniş anlamda deneme biçiminde eserlere çok eskiden beri bütün dünya edebiyatlarında rastlanır.Hatta bazı edebiyat tarihçileri deneme türünün Avrupa’dan önce Japonya, Çin ve Hindistan gibi Doğu ülkelerinde başladığını öne sürmektedirler.Ancak, bu ünitenin giriş bölümünde de değindiğimiz gibi denemenin, bağımsız bir yazı türü olarak başlaması 16.yüzyıldan sonradır.Bu oluşumda Fransız yazarı Monteigne’nin (1533-1592) büyük payı bulunduğunu bir kez daha belirtmek isteriz.
Gerçekten monteigne ilk iki cildi 1580’de, üçüncü cildi de 1595’de yayımlanan “Esasis” (Denemeler) adlı ünlü eseriyle bu türün hem öncüsü hem de en büyük temsilcilerinden biri olmuştur.Monteigne, denemelerinde yalın, akıcı ve içten bir anlatışla kendi gözlemlerine ve yaşantılarına dayanarak arkadaşlık, yalnızlık, yakarış, kitap, ahlak, eğitim gibi çok değişik konular üzerinde kişisel görüşlerini dile getirir.Denemelerin tümünde onun huzur verici, sevecen kişiliği yansır.
Montaigne’den sonra deneme türünün eser veren en ünlü edebiyatçılardan biri, İngiliz F. Bacon (1561-1626) dır.Bacon, “Denemeler” (1597,1612,1623) adlı eseriyle deneme türünü biçim, anlatım ve içerik bakımından daha başka bir nitelik kazandırmıştır.Onun derli toplu, özlü ve sağduyuyu yansıtan düşünce ve görüşlerini içeren denemeleri uzun süre hayatta başarı ve mutluluğun yolarını arayan kimseler için yol gösterici bir rol oynamıştır.
İngiliz j.Addison (1672-1719) ile İskoçyalı J.Boswell (1740-1795) ve İrlandalı O.Goldsmith (1725-1774) gibi yazarları göstaerebiliriz.
Diğer edebiyatçıları ise şunlardır:T.S Eliot (1888-1965) ve A.Huxley’yi (1894-1963) anmak gerek.
XIX.yüzyılın sonlarında deneme, özellikle edebiyat ve sanat konuları eleştiri yönü ağır basan bir nitelik kazanmaya başlar.R.De Gourmont, C.Maurras, A.Camus, E.C Alain ve J.P Sartre gibi sanatçılardır.
|
|
|
|
|
2
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Biraz Senden Biraz Benden Biraz da Bizden
|
: Ocak 27, 2008, 08:39:07 ÖS
|
 Biraz senden biraz benden yazıyorum. Seni neden yazıyorum sorma. Derinlerden bir yerden geliyor sesin ve hiç gitmiyor. Ne zaman uzaklaşsam itelesem, dışlasam uyanıyorsun kalkıp yerinden yine fısıldamaya başlıyorsun. Konuşmuyorsun fısıltıların bile yetiyor bana ya konuşsan neler olur. Ben sendeyim diyorsun. Hınzır bir gülüş oturuyor yüzüne. Evet ben sendeyim bilemediğim bulamadığın bir yerlere sakladın şimdi nereye koyduğunu bulamıyorsun. Bakın biraz etrafına bakın bir içine. Güneşe bak biraz ordayımdır belki, belki denizde, bir rüzgar sesinde belki bir güvercin kanadındayımdır. Yanı başında ki kalemin ucundayım belki yazdığın satır aralarına bak. Dilinden dökülen bir şarkıdayım beklide. Nerde görmek istersen ordayım . Sende bendesin gizlemedim senin gibi içimde bir yerde bulmaya çalışmıyorum içimde bir yerlerde. Hiç gitmedin ki benden. Kanadımı kırık bırakmadın. Saçlarım okşadın itelemedin. Yaptığım hataların birini bile yapmadın. Zincirleme bir reaksiyon gibi bir birini takip etti kırdım, döktüm elime yüzüme bulaştırdım. Yaptığım her hata bana bir şey daha öğretti en önemlisi de bir yaptığın hatayı bir daha yapma. Karalıyorum, siliyorum tekrar karalıyorum. Seni ve beni bir araya getiriyorum yine olmuyor karalıyorum tekrar. Silip tekrar baştan yazmak için elime alıyorum kalemi. Başlıyorum biraz senden biraz benden yazmaya. Bu sefer oluyor galiba bizden başlayan bir yazıya başlıyorum. Biz … Üç nokta koyuyorum hadi al kalemi eline beraber yazalım…
|
|
|
|
|
3
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Mevlana'nın Aşk Tanımı
|
: Ocak 27, 2008, 08:38:01 ÖS
|
|
"Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkin yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı"
Mevlana Celaleddin Rumi
|
|
|
|
|
4
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / BİR TEK SANA YENİLDİ BU YÜREK
|
: Ocak 27, 2008, 08:37:55 ÖS
|
|
Avuçlarımın arasına düştü tuzlu ve bir o kadar da sıcak gözyaşım. Yüreğime sürdüm belki kapanmayan yaralarıma iyi gelir diye. Artık başkaları yok, sadece ben iyileştirebilirim onları. Çünkü yaralarımı kanatanlarla, içime onları koyanlarla savaşacak gücüm yok. Öyle inanırdım ki sözcüklerin büyüsüne! Başkasının benim kadar hakkını veremeyeceğini düşünürdüm hep. Meğer asıl düşmanım onlarmış. Asıl düşmanım sözcükleri kullanmasını bilmeyen dudaklardan dökülen itiraz cümleleriymiş!
En sevdiğim mavilerimi kaybettim. Aramıyorum da tekrar bulmak için. Sadece bekliyorum, artık beklediğim beni bulsun diye. Ayırt edemiyorum; yaşadığımın, gecenin siyahımı, günün beyazımı olduğunu! İkisi de aynı geliyor bana, ikisi de yaralarımı acıtmak için yarışıyor gibiler. Kuşlarda terk etti gökyüzümü. Acılarımı unutmak için başlattığım her kaçış, farklı zannettiğim her yol beni sana daha çok yaklaştırdı. “Artık tamamen özgürüm” dediğim anda bile ne kadar tutsak olduğumu gördüm sana ve aşka! Her son bende kapanmayan yaralar açarken senin zaferin oldu. Acım zaferin, ağlamam teselli buluşlarındı hayatında. Uğruna gözyaşı akıtan ilk kişi değildim belki ama, kendine ne kadar uzak, ne kadar yabancı olduğunu hatırlatan tek insandım hayatta. Acılarımla besleniyordun, halbuki sen bunun bile farkında değildin. Farkında değildin, benim sana duyduğum aşktan çok, senin bana muhtaç olduğunun.
Ağlamalarıma muhtaçtın, hiç usanmadan, çekip gitmeden sevişlerime muhtaçtın. Hep itiraz cümleleri çıksa da ağzından aslında sen hep korktun beni kaybetmekten! Yüreğime ‘evet’ demesen bile yanı başında seni olduğun gibi, karşılık beklemeden seven birinin olması sana güven veriyordu. Kötü olduğun gerçeğini unutuyordu sana, hiçbir şey hak etmediğin gerçeğini unutuyordu en başta. Böyle sevilmeyi hak etmediğini biliyor, bu sevgimi devam ettirdiğim için hayret ediyordun bana. Kapanmayan yaralarıma özeniyordun, çünkü senin sevgi adına hiç yaran yoktu. Hiç sevmemiştin belki yada her sevdiğinde, insanların bir parçanı alıp götürmeleri sende böyle doldurulamayan boşluklar yaratmıştı. Bana sıra geldiğinde de işte böyle taş kesilmiştin. Gidenler sana dair acıları bile yanlarında götürmüşlerdi.
Hatırlıyor musun, sana kimseye göstermeye cesaret edemediğim, tıpkı kör bir kuyu gibi uzayıp giden ve karanlığında herkesin gözlerinin açıldığı o –iç dünyamı- anlatmaya çalışmıştım. Senin o –iç dünyaya- neler kattığını ve bana geldiğinde neler katabileceğini göstermek istemiştim. Gelişinle her şeyin yoluna gireceğine, girdiğim bu çıkmaz sokaklardan elimden tutup beni kurtaracağına o kadar inanmıştım ki! En önemlisi de hayatta kazandığım en anlamlı zaferim olacaktın. Çünkü aşk vardı benim için adının her hecesinde. Yüreğindeki her satırda aşkın tarifi gizliydi. Belki bunu bir tek ben fark edebildiğim için bir türlü vazgeçememiştim senden. Bir türlü başka yerlere gidememiştim seni unutmak için. Seni unutmak nefes almayı unutmak gibi bir şeydi benim için. Bu mümkün mü?
Ama asıl savaş benim içimdeydi. Korktum sonra gelişindeki senle, yüreğimde büyüttüğüm senin birbiriyle çakışacağından. Beklediğimin gelenle anlaşamayacağından korktum. Çünkü ben hiç vuslat yaşamadım hasret çektiklerime dair. Hep yeniklikler kuşattı dört bir yanımı. O yüzden kazanmanın, insanın istediği bir şeyi elde etmenin ne olduğunu bilmem ben!
Yüreğimin aşka dair köşesinde birikti yenikliklerim. Geçen gün yolda gördüm seni. Gözlerini kaçırdın gözlerimden telaşla. Güya beni fark etmemiştin. Oysa bir gülümsemen bile dünyalara bedeldi benim için. Her kadehim kaybedişlerime, buldum zannedip de yitirdiklerime kalkıyor artık. Sarhoş oldum her yenilgiden sonra. İşte bu sarhoşlukta ben kendime ulaşamıyorum. Bütün mantık kaideleri, doğru bildiğim her şey bir anda yıkılıp gidiyor. Durup dururken ağlamaya başlıyorum yada sana dair bir anı geliyor aklıma gülümsüyorum, yabancı gözlerin tuhaf bakışlarına inat. Bana gelmedin ama, yüreğimde taa derinlerimde seni yaşamama engel olamazsın ya! Sahi bu kadar derinden sevilmeye değecek ne vardı sende? Sende buldum zannettiklerim ve sadece sana yakıştırdığım güzellikler acaba sahiden var mıydı sende? Çünkü gerçekten aradıklarım ve sana yakışır dediklerim sende varsa beni bu hallere getiren senden başkası olmalıydı, öyle değil mi?
Tarifi mümkün olmayan bir göçün arifesindeyim şu sıralar! Kimse fark etmeden, daha gözler varlığıma alışmadan kopup gideceğim, bana seni yasaklayan bu diyarlardan! İşte benim senden vazgeçeceğim o gün, senin acılarının başladığı gün olacak. Seni bensiz, nefessiz ve aşksız bir hayatı yaşamaya mecbur edecek, benim bu mecburi gidişim! Asıl sitemim ikimizi de başkalarına karşı kör edecek olan bu mecburiyeti, yaşamaya zorlayan kaderedir. Yüreğimi sana anlatamayan sevdama ve yüreğimi anlamayan yüreğinedir asıl isyanım!Seni sensiz daha derin ve daha sınırsız yaşabileceğim bir hayat kuruyorum kendime, kaçırdıklarından habersiz!
|
|
|
|
|
5
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Bugün en az gözlerin kadar üşüyorum...
|
: Ocak 27, 2008, 08:37:45 ÖS
|
|
Bu gün bir başka hüzün yüklü gözlerimde, bir başka bakıyorum dünyaya, bir umut desen yok, gözlerinin sanki ışığı sönmüş, ısıtmıyor eskisi gibi yüreğimi, sorun ben miyim yoksa, yoksa sıkıldın mı aşkımdan, sendemi vazgeçeceksin daha başlamadan…
Kilitli kapılar arkasından çıkardım bende güzel kalan ne varsa; senin için, yağmur olup yağmak istedim pıhtılaşmış hayallere, ezberimde tükenmiş sevdaların unutulmuş anılarıyla… Bir sana yükledim yeniden kirli yüreklerin el süremediği temiz aşkımı, adın kadar, yüreğin kadar temiz olan aşkımı…
Bu içlenme bana mı, bu keder, bu hüzün, bilmiyor musun tek heceden de olsa kurduğun cümlelere yoksun olduğumu, çiçeğin suya özlemi kadar yalnızım bugün, gözlerimin gözlerine zaafı kadar yalnızım.Bilmiyorum bu sensiz dünyanın bir sonu var mı,bu nefes gibi soluduğum hicran akşamlarının bir sabahı var mı senli.
Bir gün kapı çalınacak mı, çalınsa da açınca sen çıkacak mısın karşıma, titrek bir sesle “ben geldim.” diyecek misin? Hoş geldin diyebilecek miyim bir gün…
Belki de olabilme ihtimaline sığındığım bir aşkın sabahına hasretim, belki de tetiğini çekemediğim bir sevdanın arpacığındayım bugün, oysa kalbim çoktan vuruldu, kan kaybeden yüreğimin yasındayım.
Ne olur bir kerecik gülümse, gözlerin bir kerecik ısıtsın yüreğimi,savur saçlarını kalbimin samyelinde,Bu gün en az hüznün kadar yanıyorum,
Bu gün en az gözlerin kadar üşüyorum...
|
|
|
|
|
6
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Kirli Gri
|
: Ocak 27, 2008, 08:37:35 ÖS
|
|
Hayatı sınıflandırmaktan öteye geçemeyenlerin aciz eleştirileri arasında varlığımı sorguluyorum bugün. Ellerim soğuk bir kış gününde alışılmadık sözcüklerle ısınıyor içten içe. Düşünüyorum,gözlerimi kendime çevirdiğim dört ucu kırık aynadan. Aşkı düşünüyorum.kendimi bildim bileli hayatımla içe geçmiş anlamlarımı tanımlıyorum..Tanımsız kalmayı hakedenlere bile sefkat veriyorum adil olmayanların kentinde...
Hepimiz aynıyız demek geliyor içimden...Bir anlık sus pus oluyorum mecazın büyüsüne kapılıp..."Aynıyız" diyorum fısıltıyla... Mutluluklarımız,amaçlarımız uğrunda kaybettiklerimiz yada kazandıklarımız.mimiklerimiz,sevinirken akıttığımız gözyaşları,bir sabah, gözlerimizi açtığımız o güne ettiğimiz lanetler,şükürler.Elimizde bir tek bize ait olduğunu sandığımız kum saatimize kadar... Her şey aynı bu topraklarda...Griye çalan bir hava da gün ışığının sıcaklığına hasret kalan bedenimizin arzuladığı düşlere kadar... Yasanmışlıklar aynı olsa bile tek bir nokta var insanı insan yapan... O da benliğimizin aynı olmayışı... Sınıflandırmak yararsız o yüzden.İnsanları,hayatları hayatta kalanları.Hissedilenler aynı olsa bile hissedenin farklı olduğunu bile bile...
|
|
|
|
|
7
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Anla Beni Öksüz Kaldım Sana
|
: Ocak 27, 2008, 08:37:26 ÖS
|
|
ANLA BENİ ÖKSÜZ KALDIM SANA
Anlat dedin bana neden kaçıyorsun benden...'Düşlerini görebilmek için gözlerini kapatmalısın ölmekten korktuğun için yaşamaktan vazgeçmemelisin...'
Beni en iyi sen anlarsın,anlamalısın.Nice depremlerde üzerine yıkılan enkazların altından yaralı çıkmadın mı sende?Paramparça olmadı mı gelecek günlere dair kurduğun hayallerin?...Ve bilmiyor musun ki incinmiş bir ruhun ilacıdır yalnızlık.Kapanan kapıların ardından yeni bir pencere açacak günü toplayabilmek için...
Anla beni...
Ellerimi uzatsam sana bulutlarına dokunabilecek kadar yakınında olsam da uçamam senin gökyüzünde.Yollardadır benim tesellim,bir başıma kendimi vurduğum yollarda...Bir garip yolcu bil beni,yaralı kanatlarıyla umuda tutunmuş eflatun bir kuş...Vakitsiz çıktın karşıma,en olmayacak zamanda.Bir de şu ay ışığı bakışlı gözlerin olmasa ,ne kolaydı senden geçmek! Ne kolaydı sana esenlikler dileyip yola devam etmek.Yakamozuna demir atmış bir gemi gibi kalakaldım hasret denizinin ortasında.Yüreğimin med-ceziri oldu;yarım kalmış bir şiir gibi bakan gözlerin...Hele şu her gece saatlerce kuytusunda gizlediğim o buğulu sesin...Başımı döndüren sessizliğin...Ölmek ne kolaymış,gitmek ne zor!...
Seni ve beni 'biz' kılan o saatlerde sana anlatamadığım çok şey var.'Hoşça kal' dediğinde kaldığımda bir başıma,söylenmemiş sözcükler sarıyor dört bir yanımı.Türkü tadında bir nehir,yatağını kendi yaparcasına kanatarak geçiyor içimden,su alıp gidiyor vücut bulmamış kelimeleri.Öksüz kalıyorum sana...
Geç mi kaldım sana,çok mu erken buldun beni...Bir bilsem! Bildiğim baharım sen oldun benim...Kara kışlara sürgünüm ben bir başıma,ama şimdi; duyduğum bu koku sarhoş ediyor beni.Vakitsiz açmış ilk yaz çiçeklerinin kokusu...Gözlerimi kapatıp dinlerken seni,her yanım yeşil,bütün çiçekler güneşe sevdalı...Seher vakti,ayaza durmuş ağaçların yaprağından ayrı düşmüş dallarında birikiyorken çiğ damlaları...Seninle tüm gecelerin sabahı aydınlık;senin aydınlığın bu...
"Ayrılıklara da güzel şeyler kadar kolay alışılabilseydi keşke,o zaman ürkek bir serçe gibi davranmazdım belki" demiştin bana, hatırlar mısın? Ayrılıklara alışamamak değil korkum...Düştüğüm yerden ayağa kalkamazsam,koşamam ki sana.Yine de uzat elini bana,yüreğinin bir köşesinde sakla beni.Adımı ne koyarsan koy,yeter ki unutma...Yeter ki inan ,zifiri karanlığın içinde görebildiğim tek ışık olduğuna...
Bu gece ilk defa ağlattın beni...Ne vardı yüreğimi dağlayan o sözleri söyleyecek?...Ben de biliyorum uçmaya başladığımda seni bulamama ihtimalini.Sen de şunu bil,eğer uçacaksam bir gün sebebi sensin,vuslatı olmasa bile birbirinden ayrı düşmüş hayallerimizin.Okuduğun her şiiri,söylediğin her türküyü ezberlercesine dinleyişim nedendir sanıyorsun? Ya bir daha hiç duyamazsam...
Her ne olursa olsun,bendeki bir parça sen aklımın bir köşesinde,gülüşümde,iç çekişimde,sessizliğimde saklı duracak ... Ölmek ne kolaymış ay bakışlım benim,gitmek ne zor...
Artık hangimiz ağlayan bulut,hangimiz sevinen toprak ?...Farkeder mi filizlenen,umut çiçeği olacaksa.İkimizi dağların ardında bekleyen o sevda;o şiirin henüz yazmadığın son dizesinde saklı sevda,güneş olup doğacaksa bir gün taç yapraklarının üstüne,sırf bu yüzden değmez mi ayrılığa?...
Ben seni bildim bir kere ...Geçmem artık senden... Yüreğime sürgün buğulu bir ses,sesime çağlayan kocaman bir yüreksin şimdi sen... Bense rüzgarların savurduğu bir kum tanesi,hasretinin sedefi ile incilenen...
ALINTIDIR.
|
|
|
|
|
8
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Ayrılık Salgın Bir Hastalık Gibi Dolaşıyordu Şehirde
|
: Ocak 27, 2008, 08:36:06 ÖS
|
|
Ben hayatımı yazarak ve konuşarak kazandığımı sanırdım. Meğer değilmiş. Aradığında, kalbim biraz daha yavaş ve biraz daha uzun aralıklarla atsaydı, ben de seninle biraz daha hızlı ve biraz daha uzun konuşabilirdim.
Söylediklerin karşısında kurduğum cümleler ve kelimeler arasında bıraktığım boşlukları kalbimin atışları dolduruyordu. Ama sen bunları duymuyordun. Kelimeler ve cümleler karşısında kurduğum krallığın, nasıl birkaç saniye içinde yıkıldığını, normal bir zamanımda karşımda köle olan kelimelerin nasıl bana isyan ettiğini, sesini duyduğumda gördüm.
Meğer hepsi boş bir krallıkmış. İhtiyacım olduğunda hepsi çekip gittiler. Bir harf bile bırakmadılar bana. Arkamı dönüp baktığımda, sensizlikten kalan boşluk gibi bomboştu.
Durdum durdum durdum. Sen konuşuyordun. Sesini duyuyor, susuyor ve duruyordum. Cümlelere karşı kaybettiğim savaşı, senin sesini duydukça her saniye biraz daha idrak ediyordum...
Yenildim, senden önce kralı olduğumu düşündüğüm kelimelerin nasıl kölesi olduğumu gördüm. Kumdanmış kalelerim sesin karşısında yıkıldı gitti, buzdan bir krallıkmış uygarlığım, adının güneşiyle eridi bitti.
Ayrılık bir salgın hastalık gibi dolaşıyordu bu şehirde. En büyük, en güçlü aşklar bile parçalanıp gidiyordu bu vebada... Bizim de vitaminlerimizin yetmediği, bu salgın hastalığa tutularak ayrıldığımız günleri düşündüm, sen konuştukça. Kader demiştim o günlerde. Kelimenin en çok kullanılan kötü anlamıyla “kaderdi” işte...
Kader kelimesinin hep olumsuz bir anlamı olduğunu düşünmüştüm, senin sesini duyduğum güne kadar. Sesin ile beraber "Kader" kelimesi hayatımda ilk kez olumlu anlamıyla karşıma çıktı. Kader aynı zamanda olumlu bir kelimeymiş, o gün anladım...
Şimdi ben yine -yanacağını bile bile ışığa doğru giden kelebekler misali- ışığına doğru gidiyorum, yanacağımı bile bile...
|
|
|
|
|
9
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Ben çığlığımla inletmezsem gökkubbeyi...
|
: Ocak 27, 2008, 08:35:49 ÖS
|
|
Hey gönül hey! Sık dişini az kaldı… Yakındır yâr perçeminde gölgelenişimiz... Murâdın ayak sesiyle uğuldayan duvarlar, kavuşmak üzre Hak’ka yalvardığın demlerin yankısıyla şenlenir artık… Bahtın kara giymeye merak edişine karşı gözümüzü kararttık…
Duy gönül duy! Vakit kavuşmak vaktidir gayrı… Hem… Olmaz böyle yârdan ayrı!
Şafak sökerken gözlerine dolan hayalin en tatlı yerinde, titreyip doğrulduğun yatağından, Besmeleyle kalkıp seccadenin üzerinde aşkın hakikatini gösterene şükür ettiğin demlerin hatırına…
Vuslat bir karıştan daha yakın bir vadeye layık görüldü. Ve sen deli gönlüm… Sen ve senin o yılgınlık tanımaz yelelerin… Cânânın bir çift kuğu kadar beyaz ve nazenin elleriyle örüldü… Zafere koşan atların toynak sesinden ilham alan saatler, sabır ikindilerinde yâr diyerek çırpınır hâlâ… Tamam, gönül tamam… Sabır dergâhında yudumladığın uzleti bozmayayım… Pekâlâ!
Meçhul diyerek âlemi dolaştığım zamanlarda… Fani dünyanın fani kurallarınca meçhuldü yâr… Lâkin bildik ve tanıdıktı. Şundan ki; tâ Levh-i Mahfuz’da…
Ruhların imtihan dünyasına gitmek üzere sırasını beklediği o ilahi koridorda… Şu an sahip olduğumuz aklın izah etmeye yetmeyeceği bir zaman ve mekân kavramının kuşattığı o yerde… Nur süvarilerinin ayak izinden aheste adımlarla yürürken… Tam dokuz adım gerimde, bir gonca salındı. Fecrin ılık rüzgârından ilham aldığı belli buğulu nazarından içime süzülen sevda cevherinin, her zerremde bir ihtilâl misali fırtına koparışını nasıl tarif edeyim? O ân aşkın billur kelepçeleriyle bağlandık birbirimize… Dünyaya inmek üzere “Kün!” emriyle birlikte anne rahmine düşerken, gözüm arkada kaldı. Yâr ile ayrı kalmak pek incitti yüreciğimi… Fani elbiselerimin içerisinde gezdirdiğim âşık ruhumu, nihayetinde kavuşmayla taçlanacak bir arayışa sevk etmemin yegâne sebebi de bu idi. Nerede, ne zaman, nasıl ve hangi sıfatla onu bulacağımı bilmeden aradım. İşte bu sebeptendir ki a gönül! Hayalimde açmaya tereddüt eden goncanın ipek saçlarını “Aşkım!” diyerek taradım.
Yıllar yıllara ulanıp, ruhum hasretin amansız girdabında bulanırken… Her nefeste yâr, varlığıyla dilime dolanırken… Şiirlerin sırtına “Gel!” diyerek fermanlar ekledim. Bilmem kaç mevsim o canlar canının yolunu bekledim. Fuzuli Dedemin sır dolu beyitleriyle biledim aşka âşık ruhumu… Baki’nin yâr diyerek dudağı yarılmış divitinden sebat devşirdim. Nedim gibi şuh itirazlarım da oldu Yedi Tepe akşamlarına… Şeyh Galip töresince suda yürüdüm bir vakit… Aşk, özümde mayalanıp kıvamına ermeye başladıkça… Yaklaştığımı müjdelediler, her bahar yârdan haber getiren turnalar. Sabır oldu her nefesim, sabır kesildi her adımım, sabır akıttı su içtiğim çeşmeler ve avuçlarımı okşayarak dökülen sabırla doldu kurnalar…
Bir İstanbul ikindisine saklandığını sezdim sonra, ezelden beri beklediğim İlahi randevunun… Kalemimden alev püskürttüm Der-Saadet semalarına… Ola ki yâr görür de unutmadığımı ve yana yakıla onu aradığımı sezer diye… Üstelik mehtabı tellal ettim Boğaz’ın lacivert sularında salındığı geceler… Avaz avaz bağırttım mehtabı, “Kim demiş âşık gönül bezer” diye… Yârin duyacak takati oluncaya kadar nidâmla kuşattım ak sayfaları… Sırrımı bilecek olana âşikâr etmek derdiyle dile düştüm. Dile düşmeden güle düşülmezdi. Bülbül tavrımı yeren bakışlara inat, en tiz perdeden haykırdım aşkımı… Yâr "destur" vermedikten sonra aşk yükü bölüşülmezdi. Evvelâ bölüştük ve daha sonra gülüştük… Vuslat omzumuza konmak üzere alçalır oldu manilerin tel örgülerle kuşattığı göklerden… Ve muradın bereketli dallarıyla müsemma ağacı, su dilenir oldu naz yapmaktan imtinâ etmeyen köklerden… Şimdi baharı geldi ömrün… Söylesene a gönül… Ben nasıl edeyim de sus-pus oturup, sabır ile o mukaddes anı bekleyeyim. Ben bülbülüm a gönül… Ben bülbülüm…
Ben şeyda çığlığımla “Güüüüüüüüllll!” diye inletmezsem gökkubbeyi, aşk ehli sır sahiplerinin indinde, itibarım kalır mı? Kalmaz!
O sebepten hey benim deli gönlüm… Biraz daha delir de, kavuşmak menzilinde, gemi azıya almış ruhumun saçaklarına tutunup kerevete çıkalım… Maniler dağ kesilse de önümüzde, korkma! Aşk ile vurduğumuz bir fiskede yıkalım…
Aşkı bilmeyene tuhaf gelir sözümüz… Gönül… Aşkı bilmeyen, bizim bu kelâmımızın cebinde sakladığı merâmı da çözemez! Unutma, ey yâr için yardan attığım deli gönlüm!
Yâr dediğimiz gökte hilâldir ve naz ederek salınır. Biz dahi yıldız olduk o yâre… Unutma! Gök, siyah kadife kaftanını giydiği vakit, hilâl, yıldızsız gezemez!
Bundan gayrı söze ne hâcet… Yâr hilâlim olmuş ya, Hak emriyle helâlim de olacak işte…
Gözüm kapıda, kulağım kirişte…
(alıntı)
|
|
|
|
|
10
|
Yazışmalık.Com - Bölümler / Deneme - Makale / Sus gönlüm...
|
: Ocak 27, 2008, 08:35:46 ÖS
|
|
Sus gönlüm...
Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.
Az söyle ki Hakk'a karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm...
Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm...
Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.
Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım? İnan bana?
Ama yok.Başka çare yok.
Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz?
Sus gönlüm...
Bu kışın bahara dönünceye kadar.
Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.
Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.
Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus?
Sus gönlüm...
Seni senden daha iyi bilen Rabb'inin hükmü vuk-u buluncaya kadar.
Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus.
Sus gönlüm...
Onun geleceğini görünceye kadar.
Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.
Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm...
Sebepler var edilinceye kadar.
Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm...
Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun, sabrın olsun.
Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun susuşun.
Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun susuşun...
Sus gönlüm...
(ALINTI)
|
|
|
|
|