|
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 10, 2008, 03:59:05 ÖS » |
|
82• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar. ...... madde başı içinde iç madde: aklına birşey gelmek şüphelenmek: "Beni kitap odanızdan çıkarıp yatak odanıza, meselâ bir möble antika göstermek için götürürseniz, kimin aklına bir şey gelir." –Ö. Seyfettin.
DÜŞÜNCE: "Bir şey" deyimde bitişik örnek tümcede ayrı yazılmış, tutarsızlık var. Doğru biçimi ayrı yazılandır.
83• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar. ...... madde başı içinde iç madde: akla sığmak (veya sığmamak) inanılacak gibi olmamak. "Ismarlama bir hükümdar soyu bulmak ve yaratmak pek akla sığacak bir yol görünmüyordu." –H. C. Yalçın.
DÜŞÜNCE: Burada verilen asıl deyim akla sığmak; örnek olarak verilen tümce de bunu gösteriyor, tümcede "sığmak" eyleminin gelecek zaman biçimi kullanılmış. akla sığmak, "aklın kabul edebileceği ölçülerde olmak"tır.
Hazırlayıcılar akla sığmamak deyimini ayrı bir deyim sayarak öyle düzenleme yoluna gitmemişler. O zaman da iş karışmış; çünkü ayraç içi yok sayılırsa, akla sığmak, "inanılacak gibi olmamak" anlamına gelir ki, bu yanlıştır. Nitekim hazırlayıcıların düzenlemesinde bu var.
Madde şöyle de düzenlenebilirdi: akla sığmak (veya sığmamak) inanılacak gibi olmak (veya olmamak).
O zaman da, bu iki biçimi karşılayacak iki ayrı örnek tümce gerekirdi.
84• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar. ...... madde başı içinde iç madde: aklına turp sıkayım tkz. birinin düşüncesini ve yaptığını beğenmemek: "Bu soğukta vapurun burasında oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım." –S. F. Abasıyanık.
DÜŞÜNCE: Deyimin biçimiyle verilen tanım uyuşmuyor.
Deyim aklına turp sıkmak biçiminde verilseydi, açıklama uygun olurdu; ama yazık ki deyim aklına turp sıkayım biçiminde. Akıllıca olmayan bir iş, bir düşünce için söylenir.
O zaman, tanımı düzeltmek gerekiyor: "Çok aptalca bir düşünce bu, akıllıca değil, bu yaptığını akıllıca bulmuyorum vb. anlamında söylenir."
85• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar. ...... madde başı içinde iç madde: aklına vurmak birden düşünüvermek. "Onun sarışın hayali ne zaman aklıma vursa, içimi bir acı kaplar." –C. Uçuk.
DÜŞÜNCE: Böyle bir deyim Türkçede yoktur, ama aklına gelmek, aklına düşmek deyimleri vardır. Örnek tümce "...... ne zaman aklıma gelse (düşse)...." biçiminde de kurulabilir. Bir tek yazarda ve bir kez rastlanmış bir kullanımı geçerli saymak ve onu ölçünlü (standart) dil sözlüğüne almak doğru bir yaklaşım değildir.
86• SÖZLÜKTEN: akılsal is. fel. Düşünceyi ve gerçeği somut değerlerle birbirine bağlayan hakikati içine alan şey.
DÜŞÜNCE: Türkçede –sal/–sel addan ya da eylemden sıfat türetme eki. O halde "akılsal" bir sıfattır, ad değil.
87• SÖZLÜKTEN: akılsallaştırmak
DÜŞÜNCE: Madde açıklamasında yer alan "akılsa" sözcüğü "akılsal" olacak.
88• SÖZLÜKTEN: akılsız madde başı içinde iç madde: akılsız başın cezasını ayak çeker (veya akılsız iti veya köpeği yol kocatır)
DÜŞÜNCE: Burada yakın anlamlı iki ayrı atasözü var; hazırlayıcılar bunları ayrı madde yaparak birbirine göndermede bulunmak istememişler, ama o zaman da ikinci atasözü akılsız iti veya köpeği yol kocatır biçimine girmiş, yani "veya" da atasözünde varmış gibi siyah dizildiği için böyle bir karışıklığa yol açılmış. Ayraç içindeki "veya"ların ikisi de beyaz dizilmeliydi.
89• SÖZLÜKTEN: akide şekeri is. bk. akide.
DÜŞÜNCE: Gönderme yapılan "akide", sözlükte (I) ve (II) biçiminde iki ayrı madde olarak yer alıyor. Gönderilen "akide" bunların hangisi? Kullanıcı ikisine de bakmak zorunda. Bunu önlemek için "akide" sözcüğünün önüne (II) gelmeliydi, yöntem bunu gerektirir. Yazık ki hazırlayıcılar yönteme pek bağlı değiller ve sözlüklerinde böylesi durum pek çok.
90• SÖZLÜKTEN: akkirpani is. Ak, fakat kirli.
DÜŞÜNCE: Hangi dilden geldiği belirtilmediği gibi, bileşik bir sözcük olduğu da belirtilmemiş. Buradaki "ak" Türkçe, peki "kirpani" Türkçe mi?
Sözlüklerinde "kirpani" diye bir madde yok. "Yaygın kullanımdaki sözler için herhangi bir kısaltma verilmemiştir" dediklerine göre, bu sözcüğü "yaygın kullanımdaki" bir sözcük saymamız gerekiyor. Oysa öyle değil. TDK'nin Derleme Sözlüğü'nde bile yok. Belki halk ağzında vardır da derlenmemiştir. Ama yaygın olmadığı kesin.
Sözcük ad olarak gösterilmiş, oysa ad değil sıfat olduğu sonundaki "i"den ve verdikleri tanımdan anlaşılıyor.
Bir başka nokta: Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu bu sözcüğü ayrı yazmış: ak kirpani.
Aynı sözcük, anılan sözlüğün 51. sayfasında akkirpanî biçiminde, yani sonundaki "i" harfi "î" olarak gösteriliyor. Demek ki yeni TDK'ye göre bu sözcüğün üç türlü yazımı var ve üçü de olabilir. Bir tek sözcüğün yazımında bile böylesine tutarsızlık!
91• SÖZLÜKTEN: aklı evvel is. (a'klıevvel) Ar. ‘akl + T. i + Ar. evvel Akıllı geçinen. "Bizde de bir aklı evvel çıksa, şu son durumda yaraya şifa verecek neler söylerdi diye düşündüm." –H. Taner.
aklıevvel s. (a'klıevvel) Ar. ‘akl-ı evvel mec. 1. Densiz, münasebetsiz, sağduyu sahibi olmayan. 2. Kendisini en akıllı sanan.
DÜŞÜNCE: Alt alta gelmiş ve biri ayrı biri bitişik olmak üzere aynı sözcüklerden oluşan iki madde başı. Oldukları gibi buraya aktardık. Biri ad biri sıfat olarak gösteriliyor. Söyleyiş vurgulamaları aynı. Hazırlayıcılara göre birindeki Arapça "akl" sözcüğüne Türkçe "i" gelmiş ve sözcük "aklı" biçimini almış; öteki, bitişik yazılan, Arapça bir sıfat. Biri tek, öteki iki anlamlı. Birine bir yazardan örnek tümce alınmış, iki anlamlı olanda ise örnek tümce yok.
Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu bunlardan yalnızca aklı evvel biçiminde olana yer vermiş, öteki (bitişik yazılan) kılavuzda yok.
Yeni TDK sözlüğünün bir önceki baskısında (ki o sözlüğü hazırlayanlar arasında bu yeni baskıyı hazırlayanlardan üç kişi var) bu söze akıl madde başının içinde yer verilmiş, o da şöyle: "aklı evvel en doğruyu düşünür, her şeyi çok iyi bilir geçinen."
Türkçede kullanılan, Arapça sözcüklerle kurulmuş bir deyim bu. İster ayrı ister bitişik yazılsın, aynı deyimdir, iki ayrı söz değil. Nitekim, hazırlayıcıların tanımları bunu açıkça gösteriyor. Yoksa birincisini "akıllı geçinen" değil "her şeyi çok iyi bilen" ya da "üstün akıllı" gibi tanımlamaları gerekirdi!
92• SÖZLÜKTEN: akordiyon bk. akordeon. akordiyoncu bk. akordeoncu.
DÜŞÜNCE: "Akordeon" sözcüğünün bu biçimde yazılması iyice eskimiştir, bugün kimse böyle yazmıyor; öyleyse bir ölçünlü (standart) dil sözlüğünde bunların ne işi var?
93• SÖZLÜKTEN: akort etmek çalgıların seslerini ayarlamak, düzenlemek.
akort yapmak çalgıların tellerini, ses veren araçlarını ayarlamak.
DÜŞÜNCE: Her ikisi de aynı, onun için bunu tek madde olarak düzenlemek gerekirdi.
94• SÖZLÜKTEN: akortlama is. Akortlamak işi.
DÜŞÜNCE: Sözlükte akortlamak maddesi yok, onun için "akortlama" neymiş, anlaşılmıyor.
95• SÖZLÜKTEN: akortlanmak (nsz) Akortlanmak işi yapılmak.
DÜŞÜNCE: Madde kendisiyle açıklanmış, yani açıklanmamış. Oysa sözlükte akortlamak diye bir madde yer alsaydı ve bu maddenin tanımı "akortlamak işi yapılmak" biçiminde olsaydı, sorun azalırdı.
96• SÖZLÜKTEN: akortlatmak (–i) Akortlamak işini yaptırmak.
DÜŞÜNCE: Sözlükte akortlamak maddesi yok, onun için "akortlatmak" neymiş, anlaşılmıyor.
97• SÖZLÜKTEN: ak pak s.
DÜŞÜNCE: Bu söz ak maddesinde de iç madde olarak da var, yani burada "mükerrer".
98• SÖZLÜKTEN: akrep, –bi (I) Ar. ........
Akrep, –bi (II) öz. is. (burç) Ar. ‘akreb ast. Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arasında yer alan burç. Zodyak.
DÜŞÜNCE: İki ayrı madde, biri cins adı, biri özel ad. Birinciye ad kısaltması olarak kullandıkları is. konulmamış, dolayısıyla sözcük türü belirtilmemiş. Yazımları aynı olmadığı halde (yani biri büyük harfle başladığı halde) önlerine ayraç içinde romen rakamıyla (I), (II) konmuş. Öte yandan, hazırlayıcıların buna aykırı uygulamaları da var, örneğin Ari ve arî maddelerinde bunu uygulamamışlar.
Ayrıca Akrep özel adına gelen ek, kesmeyle ayrılır, sözcük "Akrebi" değil "Akrep'i" biçiminde yazılır. Dolayısıyla sonundaki ,–bi yanlıştır.
Küçük bir not: Gökbilim terimi olan Akrep'te, özel ad kısaltmasından sonra gelen, ayraç içindeki "burç" sözcüğü de gereksizdir, çünkü "burç" olduğu zaten tanımda belirtiliyor.
Önemli bir not: Gökbilim terimi olan Akrep'in tanımının sonundaki "Zodyak" sözcüğüne dikkatlerin çekilmesi gerekiyor. Zodyak, bilindiği üzere, üzerinde on iki burcun yer aldığı kuşaktır, Türkçede gökbilim terimi olarak buna Burçlar Kuşağı denir. (Hazırlayıcılar bunu sözlüklerine burçlar kuşağı biçiminde almışlar; oysa Zodyak özel adsa ve büyük yazılması gerekiyorsa Burçlar Kuşağı da özel addır ve büyük yazılmalıdır.) Burada Akrep=Zodyak'mış gibi duruyor, oysa Zodyak'ın Akrep olmadığı açık. Sözlük tekniği yönünden o sözcüğün burada olması yanlış. Gönderme yapılmak isteniyorsa önüne ona göre bir im konulmalıydı.
99• SÖZLÜKTEN: aksona is.
DÜŞÜNCE: Hangi dilden Türkçeye girdiği belirtilmemiş.
100• SÖZLÜKTEN: akşam madde başı içinde iç madde: akşama kadar
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların yöntemine göre belirteçler madde başı yapılıyor, bunun da madde başı olması gerekirdi.
100• SÖZLÜKTEN: akşam madde başı içinde iç madde: akşamdan
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların yöntemine göre belirteçler madde başı yapılıyor, bunun da madde başı olması gerekirdi.
101• SÖZLÜKTEN: al (I) is. hlk. Aldatma, düzen, tuzak, hile: "Al ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz." –Atasözü.
DÜŞÜNCE: Burada örnek olarak verilen atasözü sözlükte madde olarak yok.
102• SÖZLÜKTEN: Al (II) kim. Alüminyum'un kısaltması.
al (II) is. 1. Kanın rengi, kızıl, kırmızı. .......
DÜŞÜNCE: Her ikisinde de (II) var, biri (III) olacak.
Ayrıca alüminyumun kısaltması olan Al'dan sonra böyle bir rakam gerekmez, çünkü yazımı farklı. Alüminyum bir özel ad olmadığı için kesmeyle ayrılması da yanlıştır.
103• SÖZLÜKTEN: alaçık, –ğı is. hlk. 1. Üzeri dal ve hasırla örtülmüş kulübe, çardak. 2.hlk. Keçeden yapılan çadır.
DÜŞÜNCE: Sözlük tekniği yönünden bir kısaltma, burada olduğu gibi, birinci anlam rakamından önce konulmuşsa bütün anlamları kapsar. Onun için ikinci anlamdaki hlk. kısaltması gereksizdir.
104• SÖZLÜKTEN: alafranga tuvalet is. Batı tarzında kapaklı, üzerine oturulabilen klozetli tuvalet.
DÜŞÜNCE: Tanımda geçen "klozetli" (ve "klozet"), "klozetli tuvalet" sözlükte yok.
105• SÖZLÜKTEN: ala sulu s. hlk. 1. Yeni olgunlaşmaya başlamış (meyve). 2. hlk. İyi pişmemiş, suluca (yemek).
DÜŞÜNCE: İki anlamlı bir madde. Sözlük tekniği yönünden bir kısaltma, birinci anlam rakamından önce konulmuşsa bütün anlamları kapsar. Onun için ikinci anlamdaki hlk. kısaltması gereksizdir.
106• SÖZLÜKTEN: alavandalı bk. andavallı.
DÜŞÜNCE: Ölçünlü (standart) Türkçede böyle bir sözcük var mı ve hangi dilden dilimize girmiş; bu belirtilmemiş. "Andavallı" argo bir sözcük; "alavandalı" bunun halk ağzında aldığı biçim olsa bile bozuk biçim sözlüğe alınmamalıydı.
107• SÖZLÜKTEN: alay (I) is. madde başı içinde iç madde: alay malay hep birden, birlikte.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların uyguladığı yönteme göre belirteçler iç madde değil madde başı olarak yer alıyor; o halde bunun da madde başı olması gerekirdi.
108• SÖZLÜKTEN: → alay alay, alay beyi, alaybozan
DÜŞÜNCE: alay (I) maddesinden sonra böyle bir gönderme var. Ancak, hazırlayıcılar alay alay, alay beyi göndermesine (sözcüklerine) bir kez de alay (II)'den sonra yer vermişler. Eski deyişle "mükerrer" olmuş.
109• SÖZLÜKTEN: alelacayip s. (ale'lâca:yip) Ar. ‘'ale'l-‘aca’ib Acayip üstü çok acayip, tuhaf, garip, bambaşka: "O zaman köprü böyle değildi, alelâcayip bir iskeleydi." –A. Rasim.
DÜŞÜNCE: Üstü sözcüğünden sonra virgül olacak.
110• SÖZLÜKTEN: alelhusus (I) zf.
DÜŞÜNCE: Bir başka "alelhusus" maddesi daha olmadığı için, burada (I) olmayacak.
111• SÖZLÜKTEN: alet edevat ç. is. (a:let edevat) Ar. alet, Ar, edevat, edat''ın çokluk biçimi Bu el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar.
DÜŞÜNCE: Tanım "Bu el işini ...." diye başlıyor ama hangi el işi olduğu belli değil. Gerçekte ise sözcük "bu" değil "bir " olacak: "Bir el işini ...."
112• SÖZLÜKTEN: alev is. madde başı içinde iç madde: alev bacayı (veya saçağı) sarmak ateş bacayı sarmak.
DÜŞÜNCE: Bir deyim böyle başka bir deyimle mi tanımlanır? Bu bir gönderme ise gönderme imi neden yok? (Ayrıca SÖZLÜKTEN: 113'e bakınız.)
113• SÖZLÜKTEN: alev is. madde başı içinde iç madde: alev saçağı sarmak bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir duruma gelmek, ateş bacayı sarmak.
DÜŞÜNCE: "Alev bacayı sarmak", "alev saçağı sarmak", "ateş bacayı sarmak" ya da "ateş saçağı sarmak"; hepsi de aynı anlama gelen bir deyimin değişik biçimleri.
Sözlükte bu deyimin ateş bacayı sarmak biçimi temel alınacak ve tanım onda yapılacaksa buradaki iki maddenin tek bir madde olarak şöyle düzenlenmesi gerekirdi: alev bacayı (veya saçağı) sarmak bk. ateş bacayı sarmak.
Sözlükçülük yöntemine göre bu gönderme, tanımın gönderilen yerde yapıldığını gösterir, onun için burada tanım gerekmez. Oysa hazırlayıcılar, burada da tanımlamışlar. (Fazla tanım göz çıkarmaz elbette, ama oylum artırır.)
114• SÖZLÜKTEN: alıcı kuş is. hlk. Atmaca. Alıcı kuşun ömrü az olur.
DÜŞÜNCE: Örnek olarak verilen söz, bir atasözüdür, bu belirtilmediği gibi ona madde olarak da yer verilmemiş.
115• SÖZLÜKTEN: alık alık zf. madde başı içinde iç madde: alık alık bakmak aptalca, şaşkın şaşkın: "Hasta alık alık bakarak dinler." –Y. K. Beyatlı.
DÜŞÜNCE: Deyimler genellikle eylemlik (mastar) durumunda bir sözcükle biter, tanımlarının da buna göre yapılması gerekir. Bu deyim de, görüldüğü üzere, bir eylemlikle sona eriyor. O halde böyle belirteç (zarf) gibi tanımlanması yanlıştır.
116• SÖZLÜKTEN: alıkoymak .... 4. (–den) Mahrum etmek. "İlk iki karım beni dalmış olduğum macera âleminden bir adım alıkoymamıştılar." –H. R. Gürpınar.
DÜŞÜNCE: Burada dikkati çeken, örnek olarak verilen tümcedeki "alıkoymamıştılar" sözcüğüdür.
"Alıkoymamak", "alıkoymak"ın olumsuz biçimidir; onun yerine burada örnek olarak, sözcüğün olumlu biçimini içeren bir tümce yer almalıydı. Şunu da eklemek gerekir: "alıkoymamıştılar" kullanımı da günümüz Türkçesinde hemen hemen hiç yer almaz olmuş, onun yerini "alıkoymamışlardı" biçimi almıştır. Verilen örneğin günümüz Türkçesine uygun olması gerekirdi.
Bir küçük not daha: "Alıkoymak" gibi Türkçe bir sözcüğün karşısına "mahrum etmek"i koymak, dilimizin özleşmesine aykırı bir tutumdur. Hazırlayıcılar sözlüklerinde, "mahrum" sözcüğünü "yoksun"la karşılamışlar, onu burada da kullanabilirlerdi; üstelik "mahrum" madde başında "mahrum etmek" de yok.
117• SÖZLÜKTEN: alın, –lnı is. madde başı içinde iç maddeler olarak:
alın teri dökmek
alın teri ile kazanmak
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar alın teri'ni madde başı yaptıkları halde bu iki deyimi o madde başında iç madde olarak değil de alın maddesi içinde vermişler. Böylece yöntem aykırılığı oluşmuş.
118• SÖZLÜKTEN: alim (I) s. (ali:m) Ar. ‘alim esk. Bilen, bilici.
âlim (II) s. veis. (a:lim) Ar. ‘alîm Bilgin.
DÜŞÜNCE: Bir kez daha vurgulayalım:Yazılışları, söylenişleri ve anlamları ayrı iki sözcüğü (I) ve (II) biçiminde göstermek sözlük tekniğine uygun değildir.
119• SÖZLÜKTEN: alivre s. Fr. à livrer ...... 2 Dağıtım, dağıtma.
DÜŞÜNCE: Sözcük sıfat olarak gösteriliyor; ikinci anlamının Türkçe karşılığı ise, görüldüğü gibi ad, ama bu belirtilmemiş.
120• SÖZLÜKTEN: aliyyülâlâ zf. (aliyyüla:lâ:) Ar. aliyü'l–a‘lâ En güzel, en iyi, en mükemmel.
DÜŞÜNCE: Bu sözcük, Türkçe karşılıkları da gösteriyor ki belirteç değil sıfattır. Öte yandan ölçünlü (standart) Türkçede yoktur, Osmanlıca metinlerde kalmıştır. Osmanlıca metinler için ise bugün Osmanlıca sözlükler vardır.
Hazırlayıcılar Osmanlıcayı "Osmanlı Türkçesi" terimiyle karşılıyorlar ve dolayısıyla Osmanlıcayı Türkçe olarak görüyorlar. Bu sözcüğü de onun için sözlüğe almış olabilirler ama hiç değilse esk. kısaltmasıyla eski olduğunu da mı belirtemezlerdi? Belirtmediklerine göre bu sözcüğün günümüz Türkçesinde kullanılmakta olduğunu öne sürmüş oluyorlar.
HazırlayıcılarTürkçe Sözlük adını verdikleri bu sözlüğe daha pek çok eskimiş, Osmanlıca sözcüğü almışlar. Böylece Türkçeyi varsıllaştırmışlar (!) ve sözlüğün oylumunu artırmışlar.
121• SÖZLÜKTEN: al kan is. Fr. alcane kim. Doymuş alifatik hidrokarbonların genel adı, parajin.
DÜŞÜNCE: Fransızca bir sözcüğün Türkçe "kırmızı kan"ı çağrıştıracak biçimde yazılması, bir dizgi yanlışı olsa da bir sözlük için kusurdur.
122• SÖZLÜKTEN: Allah öz. is. ..... madde başı içinde iç madde: Allah müstahakını versin
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünün "müstahak" maddesine baktığınızda, sözcüğün şöyle gösterildiğini görüyorsunuz: müstahak, –kkı. O halde bu sözde bu sözcüğün "müstahakını" biçiminde yazılması yanlıştır, "müstahakkını" olmalıdır.
123• SÖZLÜKTEN: almak madde başı içinde iç madde: alır almaz hemen, derhal.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar belirteçleri madde başı yapıyorlar ama bunu iç madde olarak vermişler. Sözlükte böyle iç maddelerde kalmış oldukça çok belirteç var.
124• SÖZLÜKTEN: alogami is. biy. Bir çiçek tepeciğinin başka bir çiçek tozu ile tozlanması.
DÜŞÜNCE: Hangi dilden olduğu belirtilmemiş.
Bitkilerdeki tozlaşmadan, döllenmeden söz edildiği için bilim adı kısaltması da biy. değil bot. olmalıydı.
Ayrıca "tozlanma", "tozlu olma, üstüne toz konma" demektir. Buradaki kullanımı yanlıştır; burada onun yerine "tozlaşma" ya da "döllenme" sözcüğü kullanılmalıydı. Çünkü burada söz konusu olan döllenme olayıdır. Madde şöyle olmalıydı: alogami is. bot. tozlaşma.
125• SÖZLÜKTEN: Alp eren is. 1 Derviş. 2 Mücahit.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar alp madde başında sözcüğü böyle ilk harfi küçük olarak göstermişler, burada ise, özel admış gibi büyük yazmışlar.
Türkçede "alp" sözcüğü, bir özel ad olduğunda ya da Avrupa'daki Alp Dağları'ndan söz edildiğinde büyük başlar. (Dağ adı olan Alp'in Türkçeyle bir ilgisi yoktur.)
Nitekim hazırlayıcılar "Alp yıldızı" diye bir çiçek adını bu yazımla madde başı yapmışlar.
Sözcüğün bu maddede özel adlık bir durumu yok, o halde alp biçiminde yazılmalıydı. Günümüz Türkçesinde kullanılmadığına göre "alp eren"in eskimiş olduğu da belirtilmeliydi.
126• SÖZLÜKTEN: Alp yıldızı is. biy. Dağların çok yüksek yamaçlarında yetişen bir çiçek.
DÜŞÜNCE: Burada bir çiçekten söz edildiğine göre kısaltma biy. değilbot. olmalıydı. Ayrıca "Alp" sözcüğünün hangi dilden geldiği belirtilmeliydi. (Avrupa'daki Alp Dağları'nın adından geldiği açık. Fransızca alpe = dağ sözcüğünden de gelmiş olabilir.)
Küçük bir not: Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nda bu madde alpyıldızı biçiminde. Kılavuzla sözlük arasında bir uyuşmazlık örneği daha.
127• SÖZLÜKTEN: alt is. ..... madde başı içinde iç madde: alttan alta
DÜŞÜNCE: Belirteç olan bu maddenin de hazırlayıcıların uygulamalarına göre madde başı olması gerekirdi.
128• SÖZLÜKTEN: → altın babası, altın baş .........
DÜŞÜNCE: Göndermede altın baş biçiminde ayrı yazılan sözcük, madde başında altınbaş biçiminde bileşik gösteriliyor (ki doğrusu da budur). Sözlükte, kendi içinde yazım uyuşmazlığı!
129• SÖZLÜKTEN: altın kaplama is. herhangi bir metal altın suyuna batırılarak ince bir altın tabaka ile sarılarak altına benzetilmek. "Başına, altın kaplama tokalı, püsküllü bir şapka giymiş." –M. Ş. Esendal.
DÜŞÜNCE: Burada öncelikle dikkati çeken "benzetilmek" sözcüğü. Eylemlik (mastar) durumunda olan bir maddenin tanımının bir eylemlikle sona ermesi doğal. Ancak burada sözcük "kaplamak" değil "kaplama" biçiminde; dolayısıyla tanımın "–mek"li biçimde bir sözcükle sona ermesi yanlış.
Öte yandan, "altın kaplama" ad değil, sıfattır; onun için is. kısaltmasıyla ad olarak gösterilmesi de yanlıştır. Nitekim örnek tümcede "altın kaplama toka"dan söz ediliyor ki sıfak olarak kullanıldığı açıkça görülüyor.
Madde şöyle olmalıydı:
altın kaplama s. altın suyuna batırılarak üzeri ince bir altın tabaka ile kaplanmış olan (metal).
Sözlükçülük yönünden üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha var: Böyle "kaplama"yla kurulu söz öbekleri alınacaksa, hepsi alınmalı ama bunun sonu gelmez; örneğin "gümüş kaplama", "platin kaplama", "kurşun kaplama" vb. Hazırlayıcıların sözlüğünde bunlar yok, olması da bir eksiklik sayılmaz ama yalnızca "altın kaplama"nın bulunması bir fazlalıktır.
130• SÖZLÜKTEN: altın saat, –ti is. mec. İzlenme oranının en çok olduğu vakit, prime time.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar sözlükte yer vererek, "prime time" (bu yazılışla) diye İngilizce bir sözü Türkçeye sokmuşlar ama bereket versin ki onu "P" harfinde madde başı yapmak yoluna gitmemişler. Onu bu yazılışla olmasa bile "praym taym" gibi bir yazılışla (ki böyle söyleniyorsa da böyle yazılışına henüz rastlanmadı) sözlüğe alabilirlerdi.
Öte yandan bu söze karşılık olarak önerilen altın saat çok yeni, henüz hiç kimse kullanmış değil. Onun için ölçünlü bir sözlükte yeri olamaz.
Ayrıca, "İzlenme oranının en çok olduğu vakit" denmiş. Neyin izlenme oranı olduğu belirtilmemiş. Televizyonun en yoğun olarak izlendiği saat anlatılmak isteniyor; tanımının buna göre yapılması ya da sözün hangi alanda kullanıldığının kısaltmayla gösterilmesi gerekirdi.
131• SÖZLÜKTEN: altın yıl is. Eşlerin birlikte ulaştıkları 50. evlilik yılı.
DÜŞÜNCE: Kullanım olarak yaygınlaşsa bile, "100. doğum yılı", "75. kuruluş yılı" gibi kullanımlar yanlıştır, çünkü 100 kez doğmuş, 75 kez kurulmuş gibi bir anlama da gelir. Onun için "doğumunun 100. yılı", "kuruluşunun 75. yılı" demek daha doğrudur.
Burada da "evliliklerinin 50. yılı" denmeliydi.
132• SÖZLÜKTEN: alto is. (l ince okunur) İt. alto müz. 1. Kemanla viyolensel arası büyük keman, viyola. 2. müz. Kontralto.
DÜŞÜNCE: İki ya da daha çok anlamı bulunan bir maddenin başına konulan kısaltma, sözlükçülük tekniğine göre, bütün anlamları kapsar. Onun için buradaki ikinci müz. kısaltması gereksizdir.
133• SÖZLÜKTEN: alyon is. hlk. Para babası: "İki Dulun Kocası adlı bir taklitli güldürü oynanmış ve Nerval'in gözünde büyümüş büyümüş alyon kesilmiştir." –S. Birsel.
DÜŞÜNCE: Hangi dilden geldiği, argo olup olmadığı belirtilmemiş. Hazırlayıcıların maddeye koyduklarıhlk. kısaltmasına göre "halk ağzında" kullanılan bir sözcük olmalı, ama genel dil sözlüklerinde olmadığı gibi Derleme Sözlüğü'nde, argo sözlüklerinde yok. Belli ki sözcüğü yalnızca bir tek yazar kullanmış. Eskiden İstanbul'da han ve sokak adı olarak "alyon" vardı (şimdi de var olabilir), belki Levanten bir soyadı. Örnek tümcede geçen "alyon kesilmek" de madde olarak alınıp tanımlanmamış.
134• SÖZLÜKTEN: amaç, –cı is. ..... madde başı içinde iç maddeler:
amaç gütmek
amaç edinmek
DÜŞÜNCE: Alfabetiği yanlış. Bu durum iç maddesi çok olan maddelerde daha çok var. Onlar üzerinde de durulması, alfabetiklerinin düzeltilmesi gerekir.
135• SÖZLÜKTEN: amaç dışı is. Gaye dışı, hedeflenen amacın dışında.
DÜŞÜNCE: Kısaltma is. ama söz, tanımlamaya göre sıfat.
136• SÖZLÜKTEN: ambale etmek (–i) ......
ambale olmak (–nsz) .......
DÜŞÜNCE: Bunlardaki "ambale" sözcüğünün hangi dilden olduğu belirtilmemiş.
137• SÖZLÜKTEN: ambarlama is. Ambar durumuna gelmek: Buraya birtakım bilgi ve hüner ambarlamaları ile varılamaz.
DÜŞÜNCE: Örnek tümcede de açıkça görüldüğü üzere, ambarlama "depo etme" demektir. Oysa tanım "ambar (yani "depo") durumuna gelme" olarak verilmiş; üstelik de tanımda "–mek"li eylem kullanılmış, böylece iki yanlış birden yapılmış.
138• SÖZLÜKTEN: ambarlamak (–i) Ambar işi yapmak.
DÜŞÜNCE: Tanım yanlış; çünkü "ambarlamak", "depoya, ambara koymak"tır. "Ambar işi yapmak"sa olsa olsa "ambarcılık" olabilir.
Ayrıca dikkat çekici olan şu: Hazırlayıcılar, yukarda da görüldüğü üzere ambarlama'yı "ambar durumuna gelme", ambarlamak 'ı "ambar işi yapmak" olarak, yani birbiriyle ilişkisiz, ayrı şeylermiş gibi tanımlıyorlar.
139• SÖZLÜKTEN: amcazade is. (a'mcaza:de) Ar. ‘amm + T. –ca +Far. –zâde Amcanın oğlu veya kızı.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde zade'nin karşılığı "oğul, evlat" olarak verilmiş; demek ki amcazade, "amcaoğlu" olmaktadır. Kızlar için "amcazade" denmez.
Amcanın kız çocuğu için Türkçede "amca kızı" kullanılır. Dayı, hala, teyze kızları için de, "dayı kızı", "hala kızı", "teyze kızı" denir.
Hazırlayıcıların sözlüğünde "dayıoğlu", "dayızade", "halaoğlu", "halazade", "teyzezade" de var; hepsi de böyle bitişik yazılmış; ama "amcaoğlu" sözlüğe alınmamış. Onun halk ağzında kullanılan biçimi olan "emmi oğlu" ise böyle ayrı yazılarak sözlüğe alınmış. "Teyzezade" maddesinin açıklamasında "teyzeoğlu" kullanıldığı ve bu biçimde yazıldığı halde o da sözlüğe alınmamış.
140• SÖZLÜKTEN: amele ç. is. Ar. ‘amele, ‘amil'in çokluk biçimi İşçi, emekçi:"Tuğla harmanındaki ameleler etrafı aradılar." –S. F. Abasıyanık.
DÜŞÜNCE: Bu sözcük, çoğul olduğu halde, Türkçede genellikle "tekil" gibi kullanılır; nitekim hazırlayıcılar tanımda tekil sözcükler kullanmışlar, "işçi, emekçi" demişler.
Örnek verilen tümcede de, tekil bir sözcük gibi çoğul eki getirilerek kullanılmış, "ameleler" denmiş.
Ancak, hazırlayıcılar sözcüğü ç. is. kısaltmasıyla verdikleri ve ayrıca bunu "‘amil'in çokluk biçimi" açıklamasıyla pekiştirdikleri için, örnek verdikleri tümceyle bu kısaltma ve açıklama arasında bir aykırılık oluşmuş.
Sözcüğün Türkçede tekil gibi kullanıldığının belirtilmesi gerekirdi.
141• SÖZLÜKTEN: Amentü öz. is. Ar. Kur'an surelerinden birinin adı.
DÜŞÜNCE: Kuran'da bu adı taşıyan bir sure yok. Özel ad da değildir. Nitekim yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu da sözcüğü küçük harfle başlatmış, "amentü" biçiminde göstermiştir.
Bu söz Müslümanlığın temel inançlarıyla ilgili bir sözdür ve "inandık", "iman ettik" anlamındadır. Değişmece (mecaz) olarak da "inanç ve uyulması gerekli kurallar" demektir.
Onun anlamının ne olduğunun açıklanmaması bir yana, ona "Kuran'ın surelerinden birinin adı" demek, bir sözlük için çok büyük, bağışlanmaması gereken bir bilgi yanlışıdır.
Tanımı yanlış ve yetersiz olan bir sözcüğü Türkçe Sözlük'e almak gerekmezdi. Bundan önceki baskıda yoktu.
142• SÖZLÜKTEN: Amerikan (I) öz. is. İng.
amerikan (II) is.
DÜŞÜNCE: Biri özel ad, biri tür adı olan bu sözcüklerin yazılışlarında farklılık olduğu halde (I), (II) diye gösterilmiş. Ayrıca ikinciye İng. kısaltması konmamış. Bu konuda daha önce de birkaç örnek verdiğimiz için, pek çok olduğu halde, üzerinde durmayacağız.
143• SÖZLÜKTEN: Amerikanca is. hlk.
DÜŞÜNCE: Özel ad olduğu belirtilmemiş.
144• SÖZLÜKTEN: Amerikanist is. Fr.
DÜŞÜNCE: Özel ad olduğu belirtilmemiş.
145• SÖZLÜKTEN: amfibi harekât is. ask. Kara ve deniz araçlarıyla yapılan manevra.
DÜŞÜNCE: Tanım yanlıştır. amfibi harekât, "hem karada hem de suda kullanılabilen araçlarla karada ve denizde yapılan manevra"dır.
146• SÖZLÜKTEN: amfiteatr is. Fr. ..... 3. coğr. Toprak parçası.
DÜŞÜNCE: Bu sözcüğün coğrafya terimi olarak "toprak parçası" anlamına geldiğini ilk kez öğreniyoruz. Nedir "toprak parçası"? Olsa olsa "herhangi bir toprağın bir bölümü"dür, örneğin bir tarlanın bir bölümü "küçük bir toprak parçası" olarak nitelendirilebilir. Peki, "amfiteatr" böyle bir şey midir?
Hazırlayıcılar, bu sözcüğün coğrafya terimi olarak anlamını "set set yükselen toprak parçası" biçiminde verselerdi böyle bir sorun oluşmayacaktı.
147• SÖZLÜKTEN: amonyaklamak (–i) Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileşiği ile karıştırmak veya doyurmak.
DÜŞÜNCE: "Yemlerin" sözcüğü "yemleri" olacak.
148• SÖZLÜKTEN: amor is. Bir çeşit kumaş.
DÜŞÜNCE: Hangi dilden dilimize girmiş? Tanım da yeterli değil; nasıl bir kumaş, özellikleri ne?
149• SÖZLÜKTEN: amudufıkarî is.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların uyguladıkları madde başı gönderme düzenine göre, alfabetik sırada bundan önce olması gereken →amudufıkarî sözcüğü amut'tan sonra verilmiş.
150• SÖZLÜKTEN: → an be an
DÜŞÜNCE: Madde başı göndermede böyle üç ayrı sözcük olarak verilen söz, gönderildiği yerde anbean biçiminde bitişik gösterilmiş. Yazım çelişkisi!
151• SÖZLÜKTEN: ana is. madde başı içinde iç madde: anadan görme 1) annesinde gördüğü gibi. 2) mec. geleneksel. .....
DÜŞÜNCE: Türkçede böyle bir deyim yoktur, "atadan dededen (ya da atadan babadan) görmek" vardır, "anadan doğma" vardır.
Bir yazarda rastlanan bir kullanımın deyim olarak sözlüğe alınması gerekmez.
Şu da düşünülebilir: "Anadan görme" varsa "babadan görme" de olmalıdır. Oysa hazırlayıcıların sözlüğünde "babadan görme" yok, demek ki Türkçede bulunmuyor; "anadan görme" de Türkçede yoktur.
152• SÖZLÜKTEN: ana is. ..... madde başı içinde iç madde: ananın ak sütü gibi (helâl olsun) anamın sütü bana nasıl helâl ise, bu da sana öyle helâl olsun: "Şimşek gibi çakan ağrılardan beni kurtarsınlar, servetimin yarısını anamın ak sütü gibi vereyim." –R. N. Güntekin.
DÜŞÜNCE: Tanımda ve örnekte görüldüğü gibi ananın sözcüğü anamın olacak.
153• SÖZLÜKTEN: ana bilim dalı is.
DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde ana bilim diye bir madde yok.
154• SÖZLÜKTEN: ana düşünce is. Temel fikir.
DÜŞÜNCE: Sözlükte "temel fikir" maddesi yok, "ana fikir" var.
155• SÖZLÜKTEN: anafor is. Yun. ....... madde başı içinde iç madde: anafordan argo yolsuz ve emeksiz olarak.
DÜŞÜNCE: Bu sözcük bir belirteçtir, hazırlayıcıların uyguladıkları yönteme göre madde başı yapılmalıydı ve belirteç olduğu gösterilmeliydi.
156• SÖZLÜKTEN: anakonda is. (Brezilya yerli dilinden) zool. Boğagillerden tropikal Güney Amerika'da yaşayan, avını sararak ve sıkarak öldüren yılan (Eunectes murinus).
DÜŞÜNCE: "Boğagillerden" sözcüğünden sonra virgül konacak.
Sözlükte boğagiller maddesi yok, olamaz da; çünkü doğrusu boagiller'dir. Buradakinin de "boagillerden" biçiminde düzeltilmesi gerekir. Hazırlayıcılar "boa"yı "boğa" sanıyor.
157• SÖZLÜKTEN: analaştırma a. Analaştırmak işi.
analaştırmak (nsz) Annedeki özellikleri kazandırmak: "... kızları erginleştirip analaştıran yolu düşündüğünü ..." –T. Buğra.
DÜŞÜNCE: Önce, böyle bir eylem varsa, bu eylemin, onların deyişiyle "nesne almayan fiil" değil "–i'li nesne alan fiil" olduğunu belirtelim. Örnek verdikleri tümceye baksalardı bunu göreceklerdi.
Öte yandan, Türkçede bu tür kullanımlara bir ya da iki kez rastlanabilir; onu da yaygın kullanım saymak doğru değildir. Kaldı ki |